Okuma Biçimleri

Kenan Pek

Okuma biçimleri önemli. Her kitabın okunma biçimi bir olmadığı gibi, ‘yazı’ okuma biçimleri ve doğal olarak anlamları da farklıdır. Bir roman okunmasıyla, bir öykü okunması, bir şiir okunması arasında ciddi farklar vardır.

Roman okuma en hafifinden bir sabrın da gösterilmesi olayıdır. Oysa şiiri ve öyküyü kısa sürede, belli bir zaman içinde okuyup bitirebilirsiniz. Ama herhangi bir romanı bitirebilmeniz için en az birkaç gün kitapla geçirmek zorundasınız.

Okuma süreci bir kenara, aynı zamanda okuma biçimleri de değişmektedir. Bir öyküyü veya şiiri, bir köşe yazarının yazısını okuma süreci de, aynı zamanda biçimi de farklılıklar arzeder. Biçim, fiziksel anlamda metnin ele alınması ve değerlendirilmesi anlamlarına da gelmektedir. Romanı sabit bir form olarak bir insanın okuyabilmesine imkan yok. Ama bir şiir, öykü ve köşe yazısı, beş veya on dakika, olmadı yarım saat içinde bitirilecek bir metindir. Bunun yanında, bu metinlerin algılanması, yorumlanması ve değerlendirilmesi de yine, o metinlerin yazılma sürecine eş değer bir süreci de kapsar.

Okuma biçimleri, metinlerin özellikleriyle de değişikler gösterir. Gazete yazılarının algılanması ve okunmasıyla, düşünsel, (felsefi) yazılarının okunması arasında farklar vardır. Bu farklar metnin algılanması ve bireyi değiştirmesiyle de ilgilidir. Felsefi metinlerin bireyi dönüştürücü, duygu ve düşüncelerine yön verici gücü vardır. Oysa bir şiirin, hatta öykünün kişi üzerindeki etkisi, düşünce, akıl ve mantıktan ziyade; duygular, hayallerdir ve doğal olarak insanda duygu derinliği, farklılığı, hayal gücü kuvveti yaratır. İnsanın sezgilerinin genişlemesine katkı sağlar..

Okuma biçimlerinin insanlar ne derece farkındadır? Türk toplumu daha normal bir gazete metnini bile okuyamamakta, giderek bu ‘okuma’ sabrını gösterebilecek bir iradeye de sahip olmadığını, (görsel dünyaya bağlı bir hayat yaşadığı için), göstermektedir. Aklın göz’e indiği bir dünyanın içinde, ‘metin’ anlamını yitirmektedir. Bu yüzden Türkiye’de sıradan bir metnin bile okunma oranları çok düşüktür. Öyle ki bu insanlar metnin, yazının nasıl okunacağı ve kendilerine ne’ler kazandıracağını zaten düşünmemekte, hatta bunun ne olduğunu bile bilmemektedir. Giderek, bizim yaygın olarak ‘ümmi’ bir toplum olduğumuzu da söylemek pek abartı olmayacaktır.

Geniş anlamda, görsel dünyayı da içine alacak şekilde, yazılı veya görsel olan her şeyi, bir ‘metin’ ve ‘yazı’ olarak düşündüğümüzde bile; bu metinlerin, yazıların ‘okunması’ bizde çok ciddi bir ‘sorun’ olduğunu da belirtmek gerekmektedir.

Bir metnin okunması ve metinlerarası farklılığın kavranması olgusu, ancak ‘nitelikli okur’ için söz konusudur. Nitelikli okurun sayısı da bizde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır…

Bir Cevap Yazın