Dalgalar

Pınar Koz

Dalgalar üst üste geliyordu oturduğum yere doğru. Sahilde yürüyen, koşan, bisiklete binen, sukuturlarla dolaşan gençler vardı. Biz masalara oturuyorduk. İnsanlar yiyor içiyordu ve hem kendi aralarında sohbet ediyorlar, hem de birbirlerini kolaçan ediyorlar, kaçamak birbirlerine bakıyorlar, kimin ne yaptığını öğrenmek, içlerindeki kaygıları gidermek istiyorlardı.

İnsanların bilme isteği, içinden çıkamadıkları tedirginlikleri doğuruyordu. Açık çay bahçesinde oturan insanlar bir yan masadaki insanlar hakkında bilgi sahibi olmak istiyor, onun için çaktırmadan, hal ve tavırlarına, giyim kuşamlarına bakıyordu.

Ben de bir köşede oturuyordum. Aynı masada tanımadığım insanlar da vardı. Kalabalıktı çay bahçesi ve bu yüzden insanlar tanımadıkları insanların masalarına oturuyorlardı. Kitap açıktı, okumaya çalışıyordum ama ne mümkün.. Birbirine karışan konuşmalar, martıların çığlıkları, motorların yersiz bağırtıları dikkatimi dağıtmaya yeterliydi. Gözüm sayfalarda aklım karışık. Satırlardakini algılamam mümkün değil.. Kitap açık, gözlerim sayfalarda, ara sıra dalgalara, ufka, ufuk çizgisi üstündeki ağır ağır gidip gelen dev tankerlere, yelkenlilere ve ara sıra beliren, Moda burnundan çıkıp Yassıadaya doğru ilerleyen, ordan Kınalıada’ya geçecek olan vapurlara kayıyor..

Bulutlara, martılara, ayağıma sürtünen kedilere bakıyorum. Anlayamadığım kitabımın sayfalarına, bana dik dik bakan insanların olduğuna inanarak, tekrar dalgalara, kayalıkların üzerinde oturan ve denize bakarken bir şeyler içen gençlere bakarak, denizin ne kadar derin, ne kadar pis olduğunu, düşünüyorum. Suyun üzerinde yüzen martılar da var, kayıklarla dolaşanlar da.. Baloncu var kayalıkların üzerinde. Geçen simitçi. Ara sıra beliren dilenciler, bir şeyler satmaya çalışan kişiler.. Ne çok bu tip insanlar türemiş böyle?.. Erik satanından, çiçek satmaya çalışanına, açıktan dilenene kadar, sürüsüne bereket masaların, insanların arasında dolaşan garip insanlar..

Bunların nerelerden geldiğini anlamaya imkan yok. Herhalde, diyorum otobüslerle şehrin gettolarından geliyorlar lüks ve paralı semtlere.. Buralarda şıkır şıkır giyimli insanlara yaklaşarak, ezilip, büzülerek dileniyor veya bir şeyler satmaya çalışıyorlar.

Martılar uçuyor çığlık çığlığa ve kargalar da bir yandan bağırıyorlar. Dalgalar hafif adımlarla kıyalara yürüyor, bisiklete binenler hızlarını attırıyorlar. Bir de sukutur üstünde hız yarışına çıkmış gençler var. Birbirlerine hava atacağım, diye en şık kıyafetlerini giyip ortalıkta dolaşan genç kız ve erkekler..

Herkes bir masada ya konuşuyor, ya telefonuna bakıyor, ya karşıya, oraya buraya, ani hareketlere, gelene gidene, karşıdan geçene bakıyor. Anlık, uzun, şaşkınca, bön bakışlar fırlatıyor insanlar durmadan, her yere ve birbirlerine karşı.. Ben de orda masanın bir köşesinde elimde kitap açık öyle bön bakıyorum. Aklımda başka meseleler.. Mesela martılar niye çığlık atıyor?.. Kargalar niye gak’lıyor?.. Moda burnu grileşiyor, güneş hemen oradaki apartmanların arkasına geçmiş vaziyette, rüzgar daha kuvvetli esiyor.. Masalardan kalkanlar, yeni gelenler, masa ayaklarında dolaşan kediler.. Kitabımın sayfalarına dalmışım, aklımda başka düşünceler.. Dalgalar bir biri peşi sıra gidip geliyor. Martılar, kargalar, serçeler oradan oraya uçup duruyorlar…Başım kitapta, aklım ve kulaklarım başka yerde…

Dalgalar bir gidip bir geliyor…

Bir Cevap Yazın