Bir Resmin Oluşumu

Ümit Gezgin

Bir resim nasıl oluşur? Nasıl gelişir? Ve, nasıl nihayete erer? Herhalde ressam sayısı kadar da bir resmin oluşumu ve gelişimi noktasında açıklama yapılabilir..

Bazen sezgi, bazen ilham, ama mutlaka içten gelen bir isteğin olması lazım bende. Belki bu bir şairle kıyaslanabilir veya kısa öyküyle.. Ben daha çok bu iki alanla kıyaslıyorum resim sanatını.. Şairde nasıl ilham veya içten gelen bir dalga söz konusuysa, ressamda da buna benzer bir gelişimin olması lazım. Elbet, salt akılla yola çıkan ve görsellik oluşturan ‘görsel sanatçılar’ da var.. Onların durumları biraz farklı. Onlar şairler ve modernist ressamlar gibi konuyu ele almıyorlar. İlhama veya sezgiye pek önem vermiyorlar. En önemlisi belki kişisellikten hissiyattan ziyade başka parametreler devreye giriyor..

Her neyse, biz kendi konumuza gelelim. Bol bol fotoğraf çekerim. Bu fotoğraflardan faydalanacağımı, bunlardan yola çıkarak resimler üretebileceğimi, düşünürüm. Çoğu kere de bunun tersi olur. Yüzlerce fotoğrafın yüzüne bile bakmam. Bunlar kalabalık oluştururlar, sonunda da hepsini silerim. Beğendiğim, hoşuma giden görüntüler olması lazım ki.. Bu bazen eski bir siyah beyaz fotoğraftaki nostaljik mekanlardır. Onların artık var olmayan durumları içimde tuhaf, anlayamadığım bir his uyandırır. Naiflik, samimiyet, ölümün gerçekliği veya daha başka duygular, o resimlere yönelmemi, onlar üzerinde düşünmemi ve onların resimlerini çizmemi doğurur.

Bazen bir deniz kenarı, martı sesleri, güzel, değişik bir kadraj.. Kuş, çocuk seslerine karışan parklar, sahiller, ufuk çizgisi, ilerden geçen gemiler veya yelkenliler, olmadı o güzelim yunus balıkları gibi süzülen vapurlar.. hep bende resim yapma, çizme, boyama isteği uyandırır. Yanımda taşıdığım küçük resim defterime hemen onlardan ilhamla bir şeyler çizerim. Bazen çizdikten hemen sonra, çoğu kere de, beklemeye aldığım bu resimleri, yine başka bir ilham ve istek anında sulu boya veya akrilikle renklendiririm.

Bol bol kitap okurum, yazı yazarım, notlar alırım. Bunların çoğu edebi duyarlılık veya edebi istekle kurgulanmış yazılardır. Bazen, bir denemeye, öyküye, resim hakkında yorum ve yazıya dönüşür bu notlar.. Bazen, ki çoğu kere not defterimde öylesine kalır. Bir günce duyarlılığıyla kalır.. Evet, ‘günce’.. Salah Birsel, Muzaffer Buyrukçu, Oktay Akbal gibi has edebiyatçıların tutukları ve çok önemsedikleri ‘günce’ler benim için de önemlidir. Salah Birsel üstadın türlü türlü ‘günce’ olgusu, bana da ilham kaynağı olmuştur, kitaplarının ve yazılarının olduğu gibi.. O bir detay araştırıcısı değil, aynen büyük romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi, üslup sahibi bir yazar, bir has edebiyatçıdır. Güncesinden, romanına, şiirinden, denemelerine ve ‘Salah Bey Tarihi’ne kadar, Türk ve dünya edebiyatının kilometre taşı yazarlarından biridir.. Bazen, bizden de ne dehalar çıkıyormuş, diye düşündüğüm olur. Üzüldüğüm nokta, hala edebi okurluğun azlığıdır. Edebi okurluğun azlığı, gerçek görsel sanatlar takipçiliğinin de azlığını doğurur bana göre.

Görsel sanatları anlayan, layığıyla değerlendiren okur-yazarlığın azlığı, ülkenin medeniyet seviyesini de gösterir.

Resim de yazı da bitmeyen bir serüvendir bende. Keza, kitap da.. Güzel, hoşlandığım bir kitap elime geçince de, keyfime diyecek yoktur.. Bazı kitapları da döner döner okurum. Bazı nostaljik filimleri belki elli kez, yüz kez izlediğim gibi.. Aslında filmi değil de, film içindeki sahneleri, mekanları izlemek, bulmak, onları çizmek, tekrar çizmek isteğimden kaynaklanır bu bitimsiz özlem…

Has edebiyatçıyı da, has ressamı da çizgisinden, renginden, kaleminden ve satırından tanır olmam, elbet bu alanların tutkusunun bende sürekli olmasıyladır.

Velhasıl, bitmeyen bir süreç olarak yaşarım resmi. İyi ki de öyle yaşarım. Ne zaman çizmek zorunda olduğumu, o düşünmeler, hissetmeler ve yaşamalar neticesinde kavrarım, anlarım, en önemlisi sezerim çünkü…

Bir Cevap Yazın