Kurbağalıdere’nin Kenarında

Ümit Gezgin

Nerede eski zamanlar.. Nerede eski Kurbağalıdere.. Elbet, kurbağaların ve nezih köşklerin olduğu dönemlerden bahsediyorum. Yoksa, kirlenmeye, pislenmeye ve yokluğa, ölüme terkedilmiş ve lağım kokularının tüm semti sardığı, yaşanmaz ve geçilmez olduğu dönemleri değil..

Hikmet Onat

Kurbağalıdere’nin kenarındayım. Notlar alıyorum, resimler çiziyorum, Hüseyin Rahmi‘nin ve İngiliz, Amerikan Edebiyatı’nın usta kalemlerinden ‘Seçme Öyküler’ kitabını okuyorum.. Gözüm kulağım Kurbağalıdere’de.. İnsanlara bakıyorum.. Daha çok genç insanlar.. Bir boydan bir boya koşturup duruyorlar. Yaşlılar da var, yürüyüşe çıkmışlar, sağlıklı kalmak istiyor onlar da..

Hasan Vecih Bereketoğlu
Hasan Vecih Bereketoğlu

Şeref Akdik‘in, ama illa, Kurbağalıdere ve Kalamış resimleriyle varlık kazanmış Hasan Vecih Bereketoğlu‘nun resimlerini hatırlıyorum. Hatta Hikmet Onat‘ın bile Kurbağalıdere’yle ilgili resimleri var. Aslında, o dönem empresyonistlerinin birçoğunun Kurbağalıdere’yle ilgili resimleri var. Tuvalini alan, resim defterini alan Kurbağalıdere’nin yanına resim çizmek için yaklaşmış. Bu anlamda görsel olarak da düşünsel olarak da besleyici bir dere burası..

Şeref Akdik

Marmara Denizi’yle, Kalamış, Moda körfeziyle birleşiyor, oraya açılıyor. İlerde büyük apartmanlar rahatsız etse de gözü, burada dalgaların şıpırtısını, kayıkların sessiz, hüzünle karışık mutluluğunu görmek, hissetmek mümkün.. Kalamış ve Fenerbahçe marinasında lüks, pahalı, görkemli ve burnu büyük deniz araçları caka satarken, martılar ve kargalarla birlikte, giderek gençlerle birlikte Kurbağalıdere, bütün kayıkları, balıkçı teknelerini, deniz motorlarını barındırıyor..

Bisikletlerde, scooterlarda, tek tekerlek bisikletlerde, yürüyerek, koşarak, kay kayların üstünde, durmadan Kurbağalıdere’yi dolaşıyor gençler.. Yaşlılar ve orta yaşlılar da onlara eşlik etmeye çalışıyorlar çaresiz.. Eski zamanlardan kalma tek tük restore edilmiş köşkün dışında Kurbağalıdere’nin tarihine ışık tutacak çevresinde hiçbir şey kalmamış vaziyette..

Nerede Bereketoğlu’nun ilham veren deresi, nerede betonla çevrelenmiş, küçülmüş, ufalmış bu daracık su yolu.. Köşklerden, yeşilliklerden arınmış, yüksek apartmanlarla çevrelenmiş bu dere.. Nerede, nasıl ilham bulacaksın da, şiir yazacaksın, resim yapacaksın?..

Derenin kenarında bir ileri, bir geri yürüyüp duruyor, çaresiz ilham arıyorum. Ara ki bulasın! Sonra bir banka oturuyor, Hüseyin Rahmi’nin romanını kaldığım yerden okumaya devam ediyorum…

Bir Cevap Yazın