Öykü: Ağaç Dalları

Aysu Kurşuni

Bozuk kaldırımlarda yürümeye çalışıyorum. Sıcak mı sıcak bir hava. Ağaçların dalları çok güzel göründü gözüme. Yapraklar sıcağa rağmen hafif rüzgarla titreşiyor. Çiçekçi kadınla göz göze geldim. Hemen yanında simitçi var, genç çocuk çok dikkatli bakıyor bana. Gözlerini de bir saniye ayırmıyor. Bakamıyorum ona, ama bütün vücudumda hissediyorum gözlerini. Sokağa çıktığım zaman bütün bu sıradan, ilkel ve eğitimsiz insanlarının gözlerini vücudumun her noktasında hissetmekten iğreniyorum artık. Sanki sokağa niçin çıktı, diyor bu şeytan gözler. Kör ruhlar ve aç insanlar. Her anlamda açlar.. Doyurulmalarına da imkan ihtimal yok.

İyi bir semtte yaşadığım halde, kaldırımların bazılarının yine de bozuk olmasına bir anlam veremiyorum. Milyonlarca liraya satılan daireler, beş-on bin liraya kiralık yerler var buralarda. Simitçinin oradan karşıya geçiyorum, ışıklardan. Karşıda bekleyenlerle göz göze gelemiyoruz. Bakmıyorlar. Başka yerlere bakıyorlar. Eğitimli, iyi giyimli insanlar.. Genci, yaşlısı bakımlı ve buralarda ikamet edenlerden oldukları belli. Ama başka semtlerden gelen esnaf, ki çoğu fakir semtlerden geliyor, ve buralarda sokak, cadde ışıklarında kağıt mendil, su satan veya köşe başlarındaki çiçekçi, simitçi gibi tipler, güzel kızları gözleriyle yiyorlar adeta.. Bunu biliyorum, çok güzel olmamakla birlikte alımlı bir kızım ben de.. Bu yüzden eğitimli, yakışıklı delikanlıların değil de, bu tiplerin bana bakmasından iğreniyorum..

Allah’tan ağaçlar ve dallar var, yapraklı dallar ve mutluluk veriyor bana.. Yoksa İstanbul gibi bir şehirde yaşamak sıkıntıların en büyüğü olurdu. Ki, İstanbul’un geri kalmış bölgelerinde yaşamıyoruz belki ama, gerilik ve ilkellik bu gelişmiş semtlere bile pislik gibi akıyor. Bakımsız, kirli ve ter kokan bu insanlar evlerimize kadar geliyorlar. Su getirenler, yiyecek getirenlerin asansörlerde bıraktıkları ter ve pis kokular virüslerin de yayılmasına ve biz gelişmiş insanların hastalanmasına sebep oluyor. Keza kapıcılar.. Şimdilerde onlara apartman görevlisi diyorlar. Hepsi ayrı bir üçkağıtçılıkta mahir tipler. Birçoğumuzdan fazla kazanan ve geleceklerini bizlerden daha iyi planlayan ve en ufacık bir imkanı kendi çıkarlarına değerlendiren bu paragözlerin, apartmanları temizlemek, evlerdekilere yardımcı olmaktan ziyade, ‘nasıl sömürürüm’ün planı içinde olduklarını çok iyi biliyorum. Ama kime ne anlatacaksın?.. Anneme söylediğim halde umurunda olmadı.. Kimsenin umurunda olmuyor.

Starbucks’ta arkadaşımla buluşacağım. Sonra bekli taksiyle Göztepe’ye giderim. Aslında buralardan ayrılmak istemiyorum. Midem bulanıyor ama, zaman zaman da gitmek gerekiyor. Aile Hekimi taa Allah’ın dağında. Göztepe gibi Fenerbahçe gibi bir lüks semt düşünüldüğünde ikinci sınıf bir yer.. Yukarılara doğru çıktıkça iğrençlik, geri kalmışlık, aç gözler, artıyor da artıyor..

Sonunda kafeye geldim. Tek başına oturur buldum Seda’yı.. Telefonuna bakıyordu. Bir ayakkabı almayı düşünüyormuş, ayakkabılara bakıyor. Sitelerde çok güzel ayakkabılar var, diyor. Bir tane sipariş edeceğim ama, karar veremiyorum, diyor. Merakına bak. Ortalık pislikten, aç gözlerden geçilmiyor.. Fakir fukara, dilenci takımı her yeri doldurmuş durumda, haspamın derdine bak.. Ulan, bok karı, insan biraz makale okur, gazete okur, dünya olaylarına ilgi gösterir. Bunun tüm ilgisi dedikodu ve süs püs malzemeleri.. Yok ayakkabı, yok mayo, yok gözlük.. Başka bir hal bildiği yok.. Bununla da arkadaşım işte.. Arkadaş bile kıtlığı var çevremde.. Hepsi basit.. Çaresizlikten bunlarla arkadaşlığı sürdürüyorum, malzeme bunların ayarında n’apiim?..

Oturduk. Bir süre dereden tepeden, ayakkabıdan, makyaj malzemelerinden, kahvenin kalitesinden, yeni alacağı elbise, babasının hediyesi arabadan konuştuk.. Sıkıldım valla.. Sonunda kalktım. Bir dilenci yalandan yaltaklanmalar, kıvırtmalarla her ışıklarda duran otomobilin camına yavşakça yaklaşıyor; kağıt mendil satma numarasıyla dileniyor.. Bir şey almayana da, arkasından küfrediyordu…

İyi ki ağaçlar, dallar ve yapraklar vardı…

Bir Cevap Yazın