Kurbağalıdere, Köşkler ve İnsanlar…

Leyla Dalgalı

Köşkleri hissetmek güzel Kurbağalıdere’nin kenarında. Fi tarihinden kalma köşkler, yeni restorasyonlarla artık eskinin değil, yeninin kimliği olarak karşımızda duruyor. Kurbağalıdere eski zamanlardan günümüze gelen ve Marmara deniziyle bütünleşerek adeta kendini tamamlayan, bir dere olmanın ötesinde kültür ve yaşamın odak noktası bir yaşam alanı..

Yeşillikler içinde, yeni yapılmış gibi parlayan köşkleri görünce, bu köşklerin içinde kimlerin yaşadıklarını, hangi duygulara, düşüncelere ve inançlara ve elbet hastalık ve ölümlere sahip olduklarını merak ediyorum. Gökyüzünün maviliği, yeryüzünün yeşili ve derenin zaman zaman kahverengine, sarıya ve çamur rengine dönen suyuyla bütünleşen, çevresinde scooterların, bisikletlerin, yaya yürüyen insanların dolaştığı güzel bir yer.

Güzeli sadece düzen fikri meydana getirmiyor. Kendince bir estetik de kendi güzelliğini yeniden kurguluyor. Her an değişen bir yaşama kültürü derenin çevresinde an be an değişerek farklı varoluşlar meydana getiriyor.

Dereye ağaçların türlü yeşilleri vuruyor. Gökyüzünün bulutları, topak topak derenin durgun yeşil rengine vuruyor ve gökyüzü yere ağıyor. Takalar, sandallar, minicik tekneler suyun içinde, gölgeler içinde durgun ve derenin ölgün yapısını da kuşanıyor. Bütün bir kirliliğe rağmen yaşıyor dere.. İnsanlarıyla, bulutlarıyla, belki içindeki balıklarıyla yaşıyor.

Gerçekten Kurbağalıdere’de balıklar yaşıyor mu? Neden balık avlayan insanlar yok derenin kıyısında? Oysa bir zamanlar balık avlamaya çıkarmış insanlar kayıklarıyla.. Boydan boya dolaşılan derede günlük rızkını kazanırmış balıkçılar.. Ya şimdilerde.. Şimdilerde parlak beton taşların yansıması insan ruhunu tarihe ve geleceğe de kapatıyor ve derinliği ortadan kaldırıyor.

Bütün her şeye rağmen seviyorum Kurbağalıdere’yi. Rengini, biçimini, kendine özgü kokusunu ki, artık bir zamanlar gibi kötü kokmuyor.. evet, kendine özgü bir dere kokusuna kavuştu sonunda Kurbağalıdere..

Güneş iyisinden yükseliyor. Ben de zaman zaman derenin kenarında yürüyor, rengine, çevresindeki insanlara, köşklere, ağaçlara ve dere içindeki kayıklarla, en önemlisi artık çok önemli bir simgesine dönüşmüş olan martılara bakıyorum.. Sevimli beyaz martılar özgün seslenişlerle derenin üstünde uçuyorlar durmaksızın. Köşklere, insanlara, çevreye, varoluşa çok güzel anlamlar katarak, uçuyorlar…

Bir Cevap Yazın