Akşam Vakti

Kadir Cansuyu

Kalabalık caddelere çıkıyorum. Üzerime üzerime geliyor insanlar. İlerde tarihi köşkler var. Kimse yok galiba içlerinde. Zamana meydan okurcasına duruyorlar yeşilliklerin içinde. Sonra arabalar görünüyor ışıklarda. Bekleşen bir sürü genç insan. Kızlar, oğlanlar.. tek tük yaşlı insanlar var aralarında karşıdan karşıya geçmeyi değnekleri ve kamburlarıyla bekliyorlar..

Gençler imtihan sonrası üniversite sonuçlarını veya lise sınav sonuçlarını beklerken, hem sosyalleşmek ve herhalde hem de eğlenmek için bu Caddebostan sahiline geliyorlar bir sürü.. Bir sürü de dilenci çocuk peydah olmuş ortalık yerde. Belediyenin çay bahçesine oturuyorum zırt pırt bunlar ortaya çıkıyor, ya kağıt mendil, ya da gül, çiçek, şu bu uzatarak bir tür dilencilik yapıyorlar. Üzülenler oluyor insanlar arasında ve dayanamayıp çıkarıp üç beş lira verenler oluyor. Fakat dilenci çocuğun sırnaşık dilenciliği bitmiyor, masadan masaya, insandan insana dolaşmayı sürdürüyor..

Orda, bir köşede, insanlara mesafeli bakarak ve onların bu pandemi zamanındaki mesafesizliğine ve maskesizliğine hayıflanarak izliyorum. Çocuklar var, oynayanlar da var, böyle dilenenler de… Bir köşede oturuyorum. Bakıyorum. Ne gördüğümü merak ediyorum. Bütün her şeyin görülemeyeceğini, ancak dikkat ettiğimiz veya gözümüze çarpanları görebildiğimizi, düşünüyorum. Algılamak ve görülenlerin düşünülmesi veya hazmedilip, nüfus edilmesi ise bambaşka bir şey.. Hatta görülenlerin yorumlanması da öyle.. Sürekli görüntüler, insanlar, dalgalar, bulutlar, gidip gelenler değişiyor.. Daha çok genç, daha çok genç.. Onlar bir hava, bir boşluk ve duygu dünyası içinde yaşıyorlar.. Buna sosyalleşme mi demeli, kendini beğendirme mi, yoksa başka bir şey mi…

Akşam vakti.. Güneş iyisinden çekildi gitti.. Suni ışıkları yandı kentin, sokakların, caddelerin, dükkanların.. Dükkanlar da oturan bir düzine insan.. Yiyorlar, içiyorlar, konuşuyorlar, sohbet, dedikodu ediyorlar.. Nedir bunların derdi? diye geçiriyorum içimden.. Varoluşlarının anlamı ne?.. Veya var mı varoluşlarının anlamı?.. Böyle bir dertleri var mı bunların?.. Olmadığını düşünüyorum. Okumayan, düşünmeyen insanlara kıymet veremiyorum. Onların bir canlı, ama ruh taşımayan varlıklar olduğunu düşünüyorum. Düşünmeyen, okumayan, sorgulamayan insanların, ruhsal arınma, olgunlaşma, kademe kaydetme.. gibi insana has değerlere nasıl ulaşacaklar? Belki zamanla.. Acımasız da olmamak lazım.. Bizler de gençtik, uçarıydık, havaiydik.. Hiçbir şey umrumuzda değildi.. Şimdiki gençlerde öyle.. Gelecekteki gençler de belki böyle olacak..

Kendi kendime gelin güvey oluyorum ben de.. Kim benim düşüncelerime itibar eder. Zaten yazarlar da kendi kendine gelin güvey olan insanlar değil mi.. Duygularımızı düşüncelerimizi böyle kendi kendimize anlatıyoruz..

Işıklarla donanmış her taraf.. ama suni ışıklar bunlar. Şehrin gece müziği gibi ışıkları.. Dükkanlardan, elektrik direklerinden sızan ışıklar.. Kaldırımlara, ağaçlara, yollara vuruyor ve türlü renklere bürünüyor her bir taraf..

Yürüdüm, oturdum, su,cçay içtim, tekrar yürüdüm.. İnsanların yüzlerine baktım.. Motorlar, arabalar, otobüsler, taksiler, bozuk düzen dolmuşlar.. Her kaldırımda gördüğüne korna çalan, sevimsiz araçlar bunlar.. Zevksiz ve sevimsiz…

Akşam da ağır ağır ilerliyordu…

Bir Cevap Yazın