Sanat ve Hayat

Ümit Gezgin

Sanat başka yerde akıyor, hayat başka yerde.. Yaşamın bütün ritmini veya gerçekliğini yakalama mücadelesi içinde olmuş olan sanat, gerek edebiyat alanıyla, gerekse de plastik sanatlar boyutuyla, onu algılamaya, dönüştürmeye ve yorumlamaya çalıştı bütün tarih boyunca.. Yorumlamaya ve anlamaya, olmadı yansıtmaya çalıştı çalışmasına da, hayatı kuşatması ve anlamlı karşılıklar vermesi her zaman için kolay olmadı..

Sanat hayatı taklit eder ve onu aşmaya çalışır. Bütün düşünürler ve yazarlar, başlangıçta, en temelinde sanatın hayata bağlı ve onu anlamaya çalışan, hatta dönüştürmeye çalışan yapıda ilerlediğini, düşünür. Gerçekten de bakıldığında sanat, onun uzantısı şiir, roman, öykü, resim.. anlamaya çalıştıkları hayat üzerine yorum denemesine girişirler.

Ahmet Haşim‘in; “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya

Ağlayarak..”

derken, hem hayatı anlamaya çalışmış, hem de aslında insan için hayatın trajik bir gerçeklik olduğunu, sonunda hayata egemen olmanın imkansız olduğunu, bütün yolların ve merdiven basamağının sonunun ölüme açıldığını, anlatmaya çalışmıştır.

Evet, insan hayatı trajiktir. Sanat da bütün dallarıyla bu trajik olanı yakalama gayreti içinde olmuştur bütün tarihi boyunca. Resimden, şiire ve romana, tiyatroya kadar, anlatılmaya çalışılan hayatlar, bir tür ölüme karşı çaresiz direnmenin ve ayakta kalmanın mücadele alanları olarak karşımızda durur.

Resimde ne yapmaya çalışır ressam? Bir Monet resmi bize ne verir? Bütün gayreti, bütün atılımı, anlatmaya çalıştığı şeyler Monet’in neydi? Doğayla, insanla, kırlar, denizler, dalgalar.. uçsuz bucaksız gökyüzü ve Seine Nehri’nin birbirinden farklı salınımlarıyla dolu tablolarında Monet, Van Gogh gibi doğayla bütünleşmek, onlardaki saklı gerçekliği ve yitip giden tinselliği hissetmek ve hissettirmek miydi?

Bir resim ister soyut olsun, ister somut, Empresyonist teknikle veya gerçekçiliğin izinde tuvale yansısın, sonuç itibariyle bir mimesis, yansıtma üzerine kuruludur. Yansıtma ya da taklit, doğasal gerçekliğin tanıklığından başka bir şey değildir. O da yine sanatçının karakterine, üslubuna, varlığına göre anlam kazanır ki, bir sanatçıyı da en iyi yine başka bir sanatçı anlayacaktır. Yığınlar onun gerçekliğine ve estetiğine hep uzak kalacaktır. Çünkü yığın kültürü sığlık ve popülerlik üzerine kuruludur, hiçbir zaman için felsefeden, düşünceden ve sanattan beslenmez. Zaten yığın kültürü düşünme değil, tüketme ve eğlenme yüzeyselliği üzerine kuruludur.

Sonuç olarak sanat hayatı taklit eder, taklit ederek aşmaya çalışır. Çoğu kere de aşmadan ziyade taklit aşamasında kalır.

Bir Cevap Yazın