Masada, Deniz Kenarında..

Burçin Tokgöz

Masada, deniz kenarında oturuyorum. Yanımda bir arkadaşım var. Deniz kenarında olduğumuz için rüzgar da diğer yerlere oranla daha kuvvetli esiyor. Masalarda insanlar dolu.. Gidiyorlar, geliyorlar.. Oturanlar, kalkanlar, bakanlar ve kuvvetli dedikodulara soyunanlar var. Birbirlerine kaçamak bakışlar fırlatanlar, deniz otobüsünden inenlere bakanlar. Otobüs de hantal hantal iskelede yatıyor. Hafif dalgalar oynatıyor onu ve sanki iskele de hareket ediyormuş gibi geliyor bize…

Kuşlar uçuyor mavi ve sıcak, güneşin tek egemen olarak varlık kazandığı gökyüzünde. İnsanlar birbirlerini kollayarak, (tehlike geleceğini mi düşünüyor, bu kadar güvensiz mi bu insanlar?..) masalara oturuyor. Otururken bile hala bir bahaneyle çevrelerine, yan, arka masalara bakıyorlar, arkalarını kolluyorlar..

Zevksiz, plastik masalarda kurum kurum kurulan bu insanların tek eğlencesi yüksek sesle dedikodu yapmak. Türkiye’nin değişik yerlerinden buraya tatile gelen insanlar var. Küçük balıkçı tekneleri de var büyük deniz otobüslerinin yanında. Onlar da sallanıyor, iskeleye sürtünüyorlar. Binenler inenler oluyor. Karşı adalardan buralara gelenler genelde bu balıkçı motorlarını veya teknelerini kullanıyorlar. Daha küçük olan kayıklar da var. Gezi motoru olarak kullanılan da.. Yerli turistlerden bazıları, zaman zaman adaları dolaşmak için buralardan tekne kiralıyorlar. Bu küçük teknelerle açılıyorlar. Karşıda Karabiga’nın sahili ve sahilde kurulu dev fabrikanın devasa bacası görülüyor. O fabrikanın denizi kirlettiği söyleniyor.

Günden güne ada insanlarla ve doğal olarak inşaatlarla doluyor. Dağ taş inşaat halinde. Bir artı bir küçük daireler yapılıp satılmaya çalışılıyor. Elini sallasan müteahhite çarpıyor. Herkes müteahhit olmuş vaziyette. Girişimcilik had safhada yani.. Kültür, sanat, okuma gibi faliyetler hak getire. Paranın kokusunu almak istiyor bu insanlar. Türkiye’de artık kimse paranın olmadığı şeylere yönelmek istemiyor…

Oturuyoruz masada arkadaşımla, birer kahve söyledik. Kahvesi güzel. Deniz kenarında kahve içmenin de bir başka keyfi oluyormuş. Çoğu kişi kahve yada çay içiyor. Zaman zaman soda içinler de var. Akşamın ilerleyen saatlerine kadar insanlar burada oturup lak lak ediyor. Ahmet Haşim‘in, “Gurebahane-i Laklakan” kitabı geliyor aklıma. “Leyleğin ömrü lak lak’la geçer” atasözü de boşuna söylenmiş değil.

Bir Cevap Yazın