Doğallığını korumuş bir Kuzeybatı Almanya şehri… ‘’Bremen’’

Selin Karaca

Amsterdam’da başlayıp Köln’de devam eden gezimi hiç planımda olmayan bir şehirde bitirdiğimi söyleyerek yazıma başlamak istiyorum. Köln’den İsveç’e trenle dönmeye karar vermem üzerine önümde beni uzun bir gece bekliyordu.  Köln’den Kopenhag’a kadar tam 16.5 saat, Kopenhag’dan da Karlskrona’ya 3.5 saatlik ve toplamda 9 tren aktarması yapacağım bir yolculuğa başlamak üzere trene bindim. Aktarmalı treni bekleyeceğim en uzun durak ise Bremen’di. Saat 01.30’da Bremen’de inip 04.30’a kadar bir sonraki treni bekleyecektim. Bu tren yolculuğu sırasında Max isimli bir Alman arkadaşla tanışma fırsatım oldu. Kendisinin şu anda Aachen’da okuduğunu ve aslen Bremenli olduğundan tatil için geri döndüğünü söyledi. Benim de 3 saat Bremen’de bekleyeceğimi duyması üzerine 3 saatin uzun bir zaman olduğunu ve bana bu süre boyunca şehri gezdirebileceğini söyledi. Böylelikle Bremen Merkez Tren İstasyonu’ndan indiğimde kendimi yeni bir şehrin sokaklarında gezerken buldum.

Bremen’de gezebilmek için herhangi bir toplu taşımaya ihtiyaç duymuyorsunuz. Şehir yürüyerek gezilecek kadar küçük ve bir o kadar da sevimli. Bremen Merkez Tren İstasyonu’ndan biraz yürüdüğünüzde şehrin merkezine ve en önemli tarihi yerleri barındıran Bremer Marktplatz’a ulaşıyorsunuz. Bremer Marktplatz, Bremer Hansa Şehir Merkezi’nde konumlanmış ve kentin en eski yerleşim alanı. Eskiden Pazar yeri olarak kullanılan alan artık sadece Noel zamanı Christmas Market ve her yıl ekim sonunda olan Freimarkt Fuarı’na ev sahipliği etmekteymiş. Bremen’in simgesi ise hiç şüphesiz Die Bremer Stadtmusikanten (Bremen Şehir Müzisyenleri)Heykeli. Birçoğumuzun bildiği gibi Bremen Mızıkacıları Grimm Kardeşler’in yazdığı masallardan bir tanesi. Sahiplerinin kendilerine olan kötü tutumundan dolayı evden kaçan bir eşek, köpek, kedi ve horozun Bremen’e gidip orada müzisyenlik yapma düşleri ana tema. 1953 yılında yapılan ve şehrin simgesi olan bu heykel açıkçası beklediğimden biraz daha küçüktü. Max’ın söylediğine göre eğer eşek figürünün bacağını iki elimle birden okşarsam ve bir dilek dilersem bu dilek kabul olurmuş. Gelenektendir diyerek dileğimi diledim ve heykelin önünde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedim. Daha sonra bana yere sabitlenmiş dairesel bir şekil gösterdi. Delikten 10 cent atarsanız Bremen Mızıkacılarının sesini duyabilirsiniz. Tabi gece saati o sessizlikte bir anda yerden gelen sesler beni korkuttu ve korktuğumu gören Max’ın da gülmesine sebep oldu.

Roland heykelinden bahsetmek gerekirse, efsaneye göre Bremen’in meşhur kahramanı Roland şehri gözetliyor ve o yerinde durduğu sürece şehir ve halkı güvenlik için yaşıyorlarmış. Meydanda arkadaşımın bana gösterdiği bir diğer ilginç nokta ise yere sabitlenmiş kare şeklinde bir taş. Anlattığına göre yıllar önce insanlara zulmeden bir cadı giyotinle idam edilmiş ve başı birkaç kez sektikten sonra bu noktada durmuş. Geleneğe göre Bremenliler (ve tabi ki turistler) bu noktaya tükürürlermiş.Bremen’in bir başka turistik mekânı olan Schnoor’a tek kelimeyle bayıldığımı söyleyebilirim. Schnoor da kentin en eski yerleşim alanlarından. Dokusu bozulmamış şirin evleri ve daracık sokaklarıyla oldukça sevimli bir muhit. Burada bira içilen yerler ve kafeler bulunmakta.Böttercherstrasse’nin girişi Bernhard Hoetger’e ait bir kabartma bulunuyor. Eserin ismi ise ‘’The Lightbringer’’. Sokağa güneşten ışık getirildiğine inanılan kabartma aslında melek olan Mikail’in ejderha ile savaşını temsil ediyor. Max’ın dediğine göre bir diğer yorumu da ‘’Karanlığın güçleri üzerinde Führer’in zaferi’’ demekmiş. Bu arada Bremen’in zamanında Hitler’in seçim kazanamadığı yegâne şehirlerden biri olduğunu söylemekte fayda var.

Bremen’in diğer simgelerinden olan hareketli saat, Domuz Çobanı ve Domuzları Heykeli, Weser Tower gökdeleni, Bremen Arena, Wallanlagen Yel değirmeni (Gül Bahçesi) ve Teerhof Köprüsü ise yaptığımız şehir turu sırasında gördüğüm diğer önemli mekânlar. Turumuzu Bremen’in en lüks oteli olan Park Hotel’in bulunduğu Bürgerpark’da oturarak tamamladık. Saatin getirdiği bir sessizlikle insanın içini huzurla dolduran bu yemyeşil parkta vakit geçirdikten bir süre sonra Max’a bana şehri gösterdiği için teşekkür ederek kalan yolculuğumu tamamlamak üzere tren istasyonuna doğru yola koyuldum.

Not: Şehri gece gezmemin ve etrafın karanlık olmasının etkisiyle ne yazık ki fotoğraflarımın kalitesi oldukça kötüydü.

Bir Cevap Yazın