Masa Başında Geçiyor Hayatımız

Bilnur Bindal

Baktım, bütün hayatımız hemen hemen masa başında geçiyor hayatımız. Sabah kalkıyoruz, kahvaltıyı masa çevresinde yapıyoruz. Bütün aile, bazen tek başımıza masanın kenarına kıvrılıyoruz. Bir an önce kahvaltıyı yapıp, yola düzülmek için bir telaş bir telaş hareket ediyoruz. Masalar hayatımızın en önemli unsurları oldu. Edip Cansever boşuna; “Masada masaymış ha!..” dememişti.. Evet, bütün ömrümüz masada, masa çevresinde ve masayı düşünerek geçiyor..

Geçen gün ben de akrabalarımla bir masa çevresinde toplandık. Ne dedikodu ne dedikodu. Ben de kadın olduğum halde, bu masa başı, kahve toplantılarına bir türlü alışamadım. Ne dedikodular dönüyor masaların çevrelerinde.. Hep komşuları, akrabaları çekiştirme.. Tanımadığı insanlar hakkında yorum yapamayacakları için akrabalar, ancak tanıdıkları, bildikleri hakkında olmadık hayal ve kurgularla dedikodular üretiyorlar ve Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ı mezarından kaldıracak hokkabazlıklarla anlatılar, yorumlar.. şaşkın bir vaziyette ben de dinliyordum.

Bu masa başı özellikle kahveli dedikodu üretimi toplantılarında ne neşeler, ne kahkahalar atılıyor. Ben de birçokları gibi Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarını severek okuyanlardanım, ama, bu kadınların kahve toplantılarının döndüğü masaların, canlı tanığı olmam, Hüseyin Rahmi Gürpınar romanlarının az bile anlattığını, kişilerinin kanlı canlı karakterlerinin yaşamın içinde yüzyıl önce olduğu gibi hale bir devinim halinde bulunduğunu görüyorum.

İşte geçenlerdeki bu toplantılarda, komşu Hatice Hanım da hazır bulunmuştu. Keza, bizim teyzelerden Sude Hanım, yine akrabalardan Şüheda Teyze, iki tanımadığım kadın daha.. Öyle koyu, kahvelerin koyuluğunda bir sohbete dalmışlardı ki.. benim geldiğimi bile görmediler. Sonra teyzelerden biri el etti, beni de yanlarına oturttular. Onlardan küçük olduğum için bana dönüp ne soru sordular, ne de açıklama yaptılar. Tuluat oyuncuları gibi, sanki birden masanın üzerine fırlayıp, el kol hareketleri, yetmeyip, bacak, el kol, boyun, göz, kaş devirdaimiyle anlat babam anlat, birçok şeyden bahsediyorlardı. Ama enterasandır, en çok bahsettikleri şey yine kadın erkek ilişkileri üzerineydi. Yok o onu aldatmış, kocası ölmüş, hemen başka bir sevgili bulmuş.. Çocukları ortalık yerde bırakmış.. Yahu, dedim içimden.. Esra Erol programlarının en canlıları bu masa başı kahve toplantılarında yaşanıyormuş meğer..

Hiç sevmediğim, küçümsediğim, cahilce bulduğum işler bunlar, ama ne yapacaksın.. Hangi masaya yanaşırsan yanaş hep bir ucuz çevre, arkadaş, akraba dedikodusu.. dedikodusuz yaşayamayan insanlar bunlar.. Bunlar için, dünya yanmış, ülke batmış, ekonomik çökmüş.. umurlarında değil.. Orhan Veli boşuna demiyor; “Bir elinde cımbız/Bir elinde ayna/Umrunda mı dünya?..”

Bir Cevap Yazın