TİMUÇİN TECİM “HALİÇ, BALAT ve İSTANBUL ÜZERİNE

Nusret Karaca

Haliç!

Beni ve benim gibi o kıyılardan,o semt ve mahallelerden beslenenlerin daimi yuvası…

Hep söylerim;Nereye gidersem gideyim”Ben Haliç”

Haliçle bir kucaklaştın mı, bir daha ayrılamazsın!

Nerede olursan ol!, Nereye gidersen git!

Haliçle kucaklaşmak çok başka bir şey!

HALİÇ’LE KUCAKLAŞMAK

Nusret KARACA

Timuçin Tecim
Nusret Karaca

En güzel şiirler kime yazılır Haliç’te?.. En acılı öykülerinde kimler yer alır? Peki kimler yaşar en güzel aşkları günün her anında? Çocuktun Haliç… Sonra gelinlik bir genç kız, damat adayı bir delikanlı. Alın çizgileri emek emek örülmüş büyükbaba, eli öpülesi sabırlı büyükanne… Arkadaştır paylaşmayı, doyasıya kucaklaşmayı hiç unutmayan. Vefadır Haliç… Duygudur, coşkudur. Bir liseli genç kızın kıpır kıpır yüreğidir. Pierre-Loti’de kaçamak aşktır. Uzaklardan gelen konuklarını karşılamak için bir iskeledir Eyüp Sultan’da. Mehterhane’den yankılanan yüzyıllardır Osmanlı müziğidir. İşçidir… Grevdir… Kokudur, dumandır… Sonrası masmavi sulardır yarışlara kucak açmış.. Yenilenmiş, düzenlenmiş. Tarihtir, coğrafyadır, felsefedir, edebiyattır. Karşınızda doyumsuz bir tablodur. Balat’ta dar sokaktır, meyhanedir. Değişik ulusların ayak izleridir Haliç. Benim gençlik aşklarımın yuvasıdır… Platonik duygularımın sırdaşı… İki katlı evimizin küçük balkonunda, doyumsuz anların durağı, bahçemde açan çiçek, balkonumdaki saksı. Pencereme dal uzatan erik ağacına konmuş, beni her sabah uyandıran kuş. Annemin ev arkadaşı, gün boyu yoldaşı. Babamın ise gün batımı huzurlu yuvası. Evinin bahçesi çocukların oyun alanı Mehmet amcanın sımsıcak yüreğidir Haliç. Zeynep teyzenin şen kahkahaları, İsmail amcanın haykırışıdır. Karanlıktır Haliç… Ani bir sessizliktir kimi zaman, fırtınalar öncesi… Kapanan fabrika, yıkılan gecekondudur. Serdar’ın ilk ve son sevgilisidir, yeri belli olmayan mezarıdır. Neşet ağabeyin kahvehanesinde içilen bir yudum çay, Eyüp Sultan’da çocukların ellerindeki oyuncaktır. Kırık dökük anılarla, onları yolculuğa çıkarmış olanların buluşma yeridir. Saçları kırlaşmış çocukluğun, on dört yaşımın olgunluğu, sevgilinin umut dolu bakışlarıdır. Sabahın ilk saatlerinde kız arkadaşını, işe giderken görebilme çabasındaki delikanlıdır. Kâğıthane deresi yanından geçerken 18. Yüzyılı yaşayan bir meraktır, Lale Devri’ni 20. Yüzyıla taşıyan düşünce gücüdür. Hasbahçe’dir Haliç, Tersanedir, Şişhane yokuşudur Kuledibi’ne uzanan. Sadrazam Mahmut’un uykuluğu, borsanın mezbahası, Şakir Zümre’nin içinizi ısıtan döküm sobası. Her gün yeni doğan bir çocuktur Haliç… Büyür, yaşlanır… Sonra yeniden doğar. İskeleye yanaşan küçük bir tekne Haliç… Alır, gün boyu kıyılarını dolaştırır. Her kıyıda, her mahallede her sokakta biraz ben, biraz sen biraz da o… Koşuşturma içinde bazen içi acısa da o hep gülümseyen yüzüyle çıkmak ister karşınıza, çağlar boyu yaşadıklarını anlatmak istercesine. Gözyaşları acıdan mı, sevinçten mi anlayamazsınız. Yakından tanıdınız mı ve onu anlamaya başladınız mı sizin de gözünüzden birkaç damla yaş süzülür yanaklarınıza. Onun gözyaşlarıyla karışır. Haliç’le kucaklaşmaktır bu… Zaman içindeki değişim, Eyüp’te simitçilerin yerini yeni “sunum” şekli ile mısırcıları almıştır. Haliç bunu da kabullenir. Hiç kimseye kızmaz Haliç… Kızamaz. İki katlı turist otobüslerini karşılar tüm konukseverliğiyle… İki boynuzu sanki daha bir parlaktır. “İnanç”tır Haliç, huzurdur. Haliç aslında yazılmamış bir şiir, yaşanmamış bir öykü, hiç bitirilememiş romandır. Kimse nereden başlayacağını ve nerede bitireceğini bilemez onu ölümsüzleştirecek sanat eserinde. Şiirler, öyküler, romanlar, tablolar, müzikler hep yarımdır aslında. Herkes bir şeyler katmak için bir yerinden tutar, tutmaya çalışır. Haliç tutkusudur bu ve Haliç tutmuştur sizi. Ne kadar dingin olsa da, minik dalgalarıyla sarsmıştır. Haliç sarhoşluğu bir başkadır. Başınız döndükçe tutunmak istersiniz, o kaçar. Siz kaçmaya, uzaklaşmaya çalışırsınız, o sizi kovalar. Haliç’le kovalamaca… Tıpkı benim gibi. Başım döndükçe ondan biliyorum. “Neden böyle yapıyorsun?” diye sormak geliyor içimden. Ona koşuyorum. Yüz yüze konuşmak istiyorum. O bana “Sus” diyor. “Madem yine bana geldin. Doya doya yaşa çocukluğunu. Sandal mı istiyorsun? Bisikletlerini mi? Ya da arkadaşlarını? Özledin mi? Beni takip et” Soru sorma fırsatı bile kalmıyor takıyor seni peşine Haliç, sürüklüyor… Sürükleniyorum… Yeniden çocuk oluyorum, yeniden delikanlı… Yaşam bu aslında. Nerede olursam olayım bir sığınacak limanım bir “Haliç”im var.. Ya sığınacak bir limanı olmayanlar? Öyle bir yer ki burası nerede olursan ol seni bulur, kucaklar. Herkes için sığınacak bir limandır aslında. “Ben Haliç”.

(*) “BEN HALİÇ”/Nusret Karaca

….

Evet! İşte böyle bir kucaklaşmadır o!

Bana”Ben Haliç’in Çocuğuyum”,”Bir Tadımlık Haliç”,”Ben Haliç” kitaplarını ve şiirler yazdıran Haliç!

İşte Haliçle kucaklaşan, Balat’ta büyüyüp şu an yaşamını İngiltere’de sürdürmesine rağmen aidiyet duygusuyla Haliç’i, Balat’ı, İstanbul’u, gurbette buram buram soluyan bir Haliçli’nin yüreğinden kaleme dökülenlerden üç ayrı yapıt.

*****

İSTANBUL BALATLA BAŞLAR/Timuçin Tecim

…Ne kadar olağanüstü bir yer olduğunu hep saklamayı başarmış. Renklerin, tatların, ışıksız ve dumanlı sokakların, dolunaylı akşamların, damarlarında akan eski zamanların, aşina suratların, muhabbeti koyu insanların ve hayatlarının iç içe geçtiği bir semt. Şimdi gitseniz belki beğenmeyeceğiniz, kendinizi güvende hissetmeyeceğiniz, zamanın çok gerisinde kaldığını düşünebileceğiniz, bir daha hiç uğramayacağınız bir yer. Ancak ben yine de gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü İstanbul Balat’la başlar(*)

HALİÇ HİKAYELERİ/Timuçin Tecim

Uykuların rüyalara rüyaların hayatlara karıştığı Haliç’in kıyılarında köşelerinde ve tepelerinde yaşayan insanların öyküleri anlatılıyor bu kitapta.Yağmurlar,dik yokuşlar,mavnalar,ıhlamur ağaçları,içindeki gizemler,sokak çocukları,bakkal çırakları ve Tekel tütün fabrikasının insanları teker teker kalbinizin içinden geçerek sizleri aynı anda hem sevindirip hemde üzecek ve azıcıkta düşündürecek.Kendiside Balat lı olan Timuçin Tecim ikinci kitabı Haliç Hikayeleri kitabında Yetmişli yıllarda Haliç ve insanlarının yaşamlarından duygusal kesitler sunarken sizleride onların dünyasına davet ediyor.(*)

İSTANBUL BENİ ÇAĞIRIYOR/Timuçin Tecim

….

Timuçin Tecim, “Haliç Hikâyeleri” ve “İstanbul Balatla Başlar” adlı öykü ve gezi türünde yazmış olduğu kitaplarından sonra şiirle çıkıyor karşımıza. Bu kez şiirle başta Balat olmak üzere İstanbul’un bazı semtlerini gezdiriyor. Her bir şiirinde bizi çocukluğumuza götürüyor Timuçin Tecim. Onunla babamızın elinden tutuyor, komşularla selamlaşıyor, kolumuzdaki sıcacık ekmekle mahallemizin minibüsünün peşinden koşup yakalayamıyor, belki de hiç oturmadığımız uğramadığımız Balatlı oluyoruz. “İstanbul Beni Çağırıyor”da bazen sıcacık bir Anadolu kasabası yapıyor İstanbul’u bazen de dünyaya sığmayan bir evrene dönüştürüyor Balat’ı… Tecim, sadece mekândan mekâna gezdirmiyor tüm hayat aşamalarında yaşanan sevgi türlerini de uyandırıyor yüreklerde…

“Çocuktum çok mutluydum

Babamın elinden tutmuştum

Altı üstü yalan bir dünyaydı

….

Balat’ın içinden yürüdük

Altı üstü kısacık bir hayat

Altı üstü bir masal”

(*)Kitapların Tanıtım Bültenleri

……

….

Evet! Dünü ve bugünü ile Haliç’i,Balat’ı tanımak, doyasıya solumak ister, yolculuk arkadaşı olarak ise yanınıza şiirler ge anılarla,yaşanmışlıklarla birlikte yolculuk isterseniz..

O zaman buyrun size Timuçin Tecim kitapları.

Bir Cevap Yazın