Ada Yaşıyor

Eda Bekleyiş

Kendi başına da olsa ada yaşıyor. İnsanlar, araçlar, bisikletler, motorlar, deniz otobüsleri, vapurlar, tekneler, yatlar, kayıklar.. geliyor gidiyor.. Ada, kendi başına yaşamaya devam ediyor. Bütün adalar gibi bu adanın da kendi başına bir özelliği, hatta insan gibi, dahası kediler gibi bir karakteri var. Ben, bütün canlıların, bitkilerin, hayvanların, ağaçların bile.. tek tek karakterleri olduğunu düşünmeye başladım.. Karakter dediğimiz; huyu suyu, özelliği, biçimi, bitimi.. sadece insanlara has, insanlara özgü bir şey değil.. Bakın ağaçlara.. kayın, köknar, selvi, elma, armut, zeytin.. türlü türlü ağaçlar var ve bunların her biri bir diğerinden çok farklı.. Başta ressamların tutkunu olduğu bir biçim, yani form özelliğine, özgünlüğüne sahipler..

Sonra, nerde o eski ressamlar.. ellerine resim defterlerini, kalemlerini alırlar, dağ bayır dolaşırlar ve durmadan çizerler, boyarlardı.. Empresyonistler denilen o ressamlardan geriye bir şey kalmadı.. Dahası ressam kalmadı.. Ben de resim yapamasam bile, izlemeyi çok severim.. isterim çevremde resim yapan, kendi özgünlüğünü görsel olarak konuşturan ressamlar olsun.. özellikle onlar şairlerden, yazarlardan daha değerlidir bence.. görsel bir şeyler üretiyorlardır.. Bir adayı kendilerine göre yeniden biçimliyorlardır. Cezzanne‘nin yaptığı gibi.. Bizim İbrahim Çallı’nın, Ali Rıza Beyazıt’ın, Hikmet Onat‘ın yaptığı gibi.. Yeni keşfettiğim, Vecih Bereketoğlu‘nun yaptığı gibi.. Sadece Fenerbahçe ve Kurbağalıdere resimleri yapmış, belki yüzlerce Kurbağalıdere resimleriyle resim literatürüne önemli katkılar sağlamış bir ressam..

Evet, adadan geldim buraya.. Adalar bende yaşama isteği uyandırır. Belki sevdiğim yazar Sait Faik’ten kaynaklanır bu.. Ondan büyük yazar tanımıyorum.. Hemen her akşam yatmadan önce mutlaka bir Sait Faik öyküsü okurum.. Bazı öyküleri her gün okunsa yeridir.. Böyle bir yazar Türk edebiyatında yok.. Samimiyetsiz bizim yazarlarımız.. fazla zorlama.. oysa edebiyat da, resim ve şiir gibi zorlamaya gelmez.. Ikınarak sanat olmaz.. Diğer yazarları okuyamıyorum.. Dünya edebiyatının başşaheserleri kabul edilen Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ romanını bile okuyamadım doğru düzgün.. Çevirileri mi bozuk bunların.. Yoksa yazarları fazla mı abartıldı, bilemiyorum.. Ama bizim Sait Faik.. o kadar içten anlatıyor ki.. Belki adalı olduğu için öyledir.. Samimi, içten, yalın, duru bir anlatımı var.. Kendini de işin içine katıyor.. Kendini katması belki başlıbaşına bir mesele.. Çok önemli bir durum.. Ada öyküleri sanki yaşayan bir efsane gibi..

Adaya bakıyorum.. Bütün adaların martıları vardır. Sait Faik adasının da martıları bir sevgiyle uçuyorlar.. Benim bulunduğum adanın da martıları uçuyorlar.. İnsanlar da martılara bakıyorlar habire.. Durmadan bakıyorlar..

Bir Cevap Yazın