Sanatın Bütünsel Yapısı

Ümit Gezgin

Her sanat eseri bütünsel bir yapıya sahiptir. Hem parçalardan, hem bütünden oluşmasına rağmen, kendi gerçekliği bütünsellik üzerine kuruludur. Çünkü sanatçının algılama biçimi, dönüştürme gücü bu bütünsellikle işler.

Bir şair tabiatı veya kavramları içinde bütünsel gerçekliğin algılaması doğrultusunda oluşturur. Ve şiir parça parça, mısra mısra ortaya çıksa bile, bahsedilen gerçekliğin, nesnenin ve anlatımın anlamsal bütünlüğüne erme düşüncesiyle yazılır. Şayet bu bütünsel gerçeklik tamamlanmış bir olgu olarak şairin zihninde canlanmamış olsaydı, zaten ortaya çıkamazdı. Veya, zorlama bir ifadeyle yazılsa bile, o ortaya çıkan dilsel yapı hiç bir zaman için şiir olarak telaffuz edilemezdi..

Keza, bakın bu resim için de geçerlidir. Her sanat eserinin ilham ile yazıldığı da bir yorum olarak söylenir. Bazıları buna katılmasa ve ben oturup hemen resim yaparım, ilhamı milhamı beklemem, dese de zaten o yapma eylemi, o ortaya çıkarma gerçekliği, şiir için de geçerli olan bütünsel yapıyla ilgilidir ve tamamlanmış bir içgerçeklik olarak sanatçının varlığında bütüne ermişliğin ifadesi olarak, adeta pazılın tamamlanması kabilinden ortaya çıkmakta ve bütünü oluşturan bütün parçalar kendi gerçekliği boyutunda yaşamaktadırlar..

İlhamla çizilir veya hiç beklemeden çizmeye, boyama başlanır. Tamam da, zaten bunların her biri yine bütünsel gerçekliğin doğal uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. İlham dediğimiz şey nedir?.. Bazılarının yıllar yılı bekledikleri bir tür Godot mudur? Beklenir, ama aslında hiç gelmez.. Ataların söylediği; bekleyen derviş muradına erermiş, olgusu da hiç gerçekleşmez.. Elbet, bu tarz bir ilhamın beklenmesiyle sanatsal üretim ve yaratım süreçleri tamamlanmayabilir.. Ama elde fırça veya kalem, ortaya atılan cengaverhane taarruzlarla da sanat eseri vücuda gelmez ve vüzuha kavuşulmaz.. Bir şey olması lazım.. Bir bamteli.. Bütün sanatsal uğraşların, bütün yaratıcı tahayyüllerin temelinde var olan ve adeta, şiirin, öykünün, resmin temelini oluşturup, onların hamurunu kıvama erdiren bir şey!.. İşte onun adı ilhamdır. Yoksa her kuru, öte beri tıkıştıran ilhamda da sanat ortaya çıkmaz..

Yazılan edebi kitapların, yazıların çoğunun, yapılan resimler gibi ‘çöp’ olmasının durumu da böyle bir şeydir.. Bunları analiz edebilecek çapta eleştirmenlerin ne edebiyatta, ne de plastik sanatlarda yeterince olmaması dolayısıyla, hem izleyici, okuyucu kandırılmakta, hem de aslında yazar, sanatçı yön bulamamaktadır. Belki bunun en acılı boyutunu genç kuşak yaşamaktadır.. Cılız eleştirmenler, angaje yazarların elinde bu zavallı kuşak, oradan oraya savrulmakta, yanlış, eksik değerlendirmelerle, doğru yolun sapık kollarında, kendi gerçekliklerini, bütünlüklerini, en önemlisi, üslup ve tarzlarını bulamamakta, ömürleri çer çöp üretimi içinde geçmekte, hiç bir zaman için evrensel olamamakta ve gelişmiş ülkelerin yaratılarına da bir türlü ulaşamamaktadırlar…

Sanatın bütünsel yapısını kavramak bu yüzden çok önemli.. Önemli de bunu kavratacak, hiç değilse bu yolu aydınlatacak eleştirmenler, eleştirmenlere bile yol gösterip, akıl öğretecek sanatçılar nerede?…

Bir Cevap Yazın