Saim Özeren: Unutulan Bir Ressam

Tuğba Torunoğlu

Türk sanat tarihi unutulun ressamlar tarihi bir bakıma da. Akademi’de zamanında hoca olanlar, aynı zamanda tarihe geçmenin de avantajını yakalamışlardır. Akademi dışında kalanların sanat tarihine geçme şansları yoktur.

Keza, diğer kurumlarda, Gazi Eğitim’de veya Tatbiki’de, giderek Atatürk Eğitim’de olanların, hatta Anadolu’daki sanat eğitimi veren kurumlarda sanat hocalığını yapanların tarihe kalma, girme, hatta sanat dünyasında kabul görme şansları yok denecek kadar azdır.

Bu yüzden sanat tarihi ve sanat dünyası, yokolan sanatçılar tarihidir aynı zamanda. İşte Saim Özeren de bunlarından biridir. Yetenekli, başarılıdır ama şansı yaver gitmemiş, ideallerine ulaşamamış ve kıyıda köşede kalmıştır.

İbrahim Çallı’nın öğrencilerinden biri olmasına rağmen, çok büyük başarılara, engellemeler neticesinde ulaşamamıştır. Yeni Resim Cemiyeti sergisinde eserleri sergilenmiş, öğretmen olarak Anadolu’nun değişik kentlerine; Erzurum, Trabzon, gibi.. öğretmenliklerde bulunmuş, İstanbul’a gelse bile, burada, ayakoyunları ve sanatçılar arası çıkara, üne dayalı siyaset manevra ve çekişmeleri neticesinde kıyıya, köşeye süpürülmüştür.

Manzara resmine özgün bir yaklaşımı olmasının yanında, aynı zamanda resme tutkuyla da bağlı bir sanatçıydı Saim Özeren. Ama maalesef birçok sanatçı gibi onun da kıymeti bilinmemiştir…

Saim Özeren (1902 – 1964)

1915 yılında, resim yapma tutkusuyla girdiği Akademi’de İbrahim Çallı’nın ilk öğrencilerinden birisi oldu. 1924’te genç ressamların oluşturduğu Yeni Resim Cemiyeti Sergisi’nde eserleri sergilendi. Erzurum, Trabzon ve İstanbul’da öğretmenlik yaptı. Akademide ve ressamlar çevresinde çok parlak başlayan kariyeri, yarışmalardan aldığı başarısız sonuçlar üzerine birden bire sönüvermiş, kendisini çekemeyenlerin vurduğu darbeler sonrasında ressam olma hayallerinden vaz geçerek hayalleri ve ideallerine küsmüştür.

Cumhuriyet tarihinin en büyük sanat etkinliklerinden biri olan Yurt Gezileri’nde, seçilen ilk on ressam içinde yer alarak Konya’ya gider. 1939’da İstanbul’da göreve başlar. 1939’da İstanbul’da Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’nin sergilerine eserler vermiştir. 1943 yılında, ikinci kez görevlendirilip bu defa da Hakkâri’ye gönderilmiştir. Bu geziden yaptığı resimleri, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara Harita Genel Komutanlığı Müzesi ve Yalvaç Müzesi’nde sergilenmektedir.

Peyzaj türünde yoğunlaşan çalışmaları, üstün teknik bir kavrayışı, köklü bir renk bilgisi ve izlenimciliği aşan bir beğeni çizgisini ortaya koyar. Giderek unutulur. Ama o resimden hiçbir zaman kopmaz. Resim onun için bir yaşama ve görme biçimiydi. Bütün düşü emekli olmak ve kişisel sergisini açmaktı. Ama bunu gerçekleştiremedi. Emekliliğine aylar kala yaşama veda etti. Özeren, yaşarken kadri bilinmeyen ölümünden sonra da unutulan ressamlardan biridir.

Bir Cevap Yazın