BAŞKENT’TE VE YAŞAMDA SANAT

Diplomatik Anılarımızda Afganistan

Hatice Kumbaracı Gürsöz

 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

Ressam

hkgursoz@gmail.com

Afganistan’daki olaylardan ötürü Türkiye’ye gelen Afganlıların yaratacağı   sorunlar ve Kabil Havalimanı’nın güvenliğinin Türkiye tarafından üstlenecek olması, bana diplomatik anılarımızdaki Afganistan’ı  anımsattı.

Tarziler Havaalanında

Eşim Bahattin’in İslamabad’da Büyükelçiliğimizde  Başkatip ve Müsteşar olarak 1976-1978 yıllarında görev  yaparken,  Pakistan’da önceleri Atatürk hayranı olan Zülfiqar Ali Bhutto, sonrasında ise Muhammad Zia-ul-Haq yönetimi vardı. İslamabad’da bulunduğumuz üç yıl zarfında Kabil’deki  Türk Büyükelçiliği  Maslahatgüzarı yakın arkadaşımız  Alp Karaosmanoğlu ve eşi Necla’yı iki kez ziyarete gittik. Afganistan o yıllarda Pakistan’a nazaran bazı bakımlardan daha gelişmiş ve her türlü ihtiyaç malzemesinin bulunabildiği bir ülkeydi. Örneğin  Marks and Spencer mağazası  ve renkli televizyon yayını vardı. Kadın ve erkek eşitliği dikkati çekecek gibiydi.

Afgan halkı Atatürk hayranıydı.  Bir keresinde Necla Karaosmanoğlu   ile birlikte  Kabil’de Pazar yerini gezerken yere serdiği bir örtünün üzerinde el yapımı deri cüzdanlar satan yaşlıca bir adamın önünde durarak yerdeki cüzdanlara bakmaya başladık. Bu arada aramızda da Türkçe konuşuyorduk. Neticede birer cüzdan beğendik ve fiyatını sorduk. Üstü başı perişan vaziyette olan satıcı her ikimizin de gözlerimizin yaşarmasına sebep olan şu sözleri söyledi: “Anladığım kadarıyla siz Türk’sünüz. Ben Atatürk’ün torunlarından para alamam.” Birer cüzdan yerine birkaç cüzdan alarak adama zorla ederinden fazla para verdiğimizi hatırlıyorum.

Diğer bir anım da Kabil’deki  Büyükelçilik’te aynı günlerde misafir olarak kaldığımız “Kralların Ressamı” diye anılan Rahmi Pehlivanlı ile tanışmamız oldu. Afganistan Devlet Başkanı’nın portresini yapmaya gelmişti. Ben Güzel Sanatlar Akademesi’nden yeni mezun olmuş idealist ressam, Rahmi Pehlivanlı ise “Kralların Ressamı” olarak lanse edilmiş ve görevlendirilmiş bir kişiydi. “Zina” isimli tablosu ile Papa’dan aldığı ödülle İtalya’da uzun süre kalıp kendini yetiştirmiş bir ressamdı. Afganistan’ın Mezar-ı Şerif Bölgesi’ndeki altın renkli pullarla bezeli alabalığı avlayıp akşam yemeğine getirdiği vakit konumuz sanattan ziyade dünyada ender rastlanan alabalık türü üzerineydi. Bence Devlet Başkanı’nın resmini yapmaktansa güzel ve zarif arkadaşım Necla Karaosmanoğlu’nun portresini yapması sanat hayatına renk katardı. Kendisini yetiştirmiş çok çalışmış gayet efendi bir kişiydi. Nur içinde yatsın.

Esas bahsetmek istediğim konu, Pakistan’daki  Afganistan Büyükelçiliği Başkatibi olan  aile dostumuz Ruhullah ve Naciye Tarzi’nin yaşadığı bir dram…  Afganistan’da Sovyet yanlısı ihtilal olunca, Ruhullah Tarzi  devrik Devlet Başkanı’nın akrabası olduğu için merkeze çekilmişti.  Kabil’e   dönerlerse orada başlarına gelecekleri biliyorlardı. Her an beraber olmamıza rağmen konuya tam olarak  vakıf değildik. Sonradan öğrendik ki, Kabil’e dönmektense, Amerika’ya iltica etmeye karar vermişler ve Amerikan Büyükelçiği’nin yardımları sonucu bu istekleri kabul görmüş. Amerika’ya uçacakları günden önceki geceyi evlerinde geçirmekten çekindikleri için bizim evimizde kalıp kalamayacaklarını   sordular. Diplomatik bir sorun çıkabilme ihtimaline binaen, Bahattin Büyükelçimizden izin almamız gerektiğini biliyordu.  Ancak, Büyükelçimiz rahmetli Nihat Dinç o günlerde İslamabad dışında görevli olduğu için  Bahattin’in olayı aktaracağı ve izin alabileceği bir kimse yoktu. Bu nedenle, kendi inisiyatifiyle Tarzi ailesini misafir etmeye karar verdik. Kendisi, eşi yakın arkadaşım Naciye ve üç çocuğu  bizde kalacak ve ertesi gün onları Havalimanı’na dokunulmazlığı olan diplomatik plakalı arabamızla götürüp Pan-Amerikan Havayolları uçağına bindirecektik.

Terzi ailesi ellerinde iki bavul ve Kuran-ı Kerim ile bize geldiler.  Evdeki personele de durumu izah etmek zorunda kaldık. Tabii hiç kimse sabaha kadar uyumadı. Havalimanı’na vardığımızda Amerika Büyükelçiliği Müsteşarı bizi karşıladı. Uçağa çağrılacakları   vakit  bir türlü gelmek bilmiyordu. Hepimiz heyecandan yerimizde duramıyorduk. Sonra onları uçağı bindirdik ve gözü yaşlı bir şekilde eve döndük. Ertesi gün Büyükelçimiz Nihat Dinç döndüğünde Bahattin ilk olarak bu olayı anlatmış. “Üç çocuklu ve sonunun kötü olacağını bildiğim bir aileyi nasıl sokakta bırakabilirdim” demiş. Büyükeçimiz Bahattin’e sarılarak “Üzülme, seni takdir ettim. Aynı şeyi Bulgaristan’da ben de yapmıştım” diye cevap vermiş. Bu sözler bizi çok rahatlattı. Sonra, Tarzi ailesinin İstanbul’da yaşayan bir akrabası vasıtasıyla bir  süre yaşamlarını takip ettik. Çok büyük sıkıntılar çekmişler,  ama çocukları okumuş, kendilerine yeni bir yaşam kurmuşlar.  Son zamanlarda haberleşemedik.  Temenni ederim iyilerdir.

Ülkeler bir gecede değişime uğrayabiliyor. İran’da da aynı şeyler oldu. Biz vatanımızı ve Atatürk’ün bize sağladığı laik Cumhuriyetin kıymetini bilmeliyiz.

Diplomatlığın  en güzel yönü  her milletten, her kültürden çok insan tanımanız; bir sanatçı olarak sanatın iyileştirici ve barışçıl yönüyle bezenmiş güzel arkadaşlıklarımızın ve anılarımızın oluşu. Her vakit Atatürk’ün çizdiği yolda Cumhuriyetimize sahip çıkarak ilerlemeliyiz.

Başkent’ten şimdilik bu kadar. Corona’sız, sağlıklı, sanat dolu güzel günler dilerim. Sevgiyle kalın.

Bir Cevap Yazın