Güneş Var, Bulut Yok

Serpil Bozburun

Güneş var, bulut yok. Güneş o kadar keskin ki, şaşıyorum bu kadar yakın güneşin parlamasına ve her tarafı yakmasına.. Nasıl oluyor da bu kadar sıcak oluyor anlamıyorum.. Deniz kenarında bir masada oturuyorum. Kül tablası var, içinde içilmiş sigara izmaritleri, küller, kağıt parçaları dolu. İçilmiş bir bardak duruyordu kirli plastik masada, keza sandalyeler de kirliydi, yine yırtık pırtık bir şilte de plastik sandalyelerin üstüne konulmuştu. Deniz kirliydi, kararmış yosunlar suyun üstünde hafif hafif dalgalanıyor, çocuklar bu pisliğe aldırmaksızın amaçsız kulaçlarla serinlemeye çalışıyor, birbirleriyle sahilde top oynarken, anneleri de hemcinsleriyle kahve sohbetini kumsallar üzerinde sürdürüyorlardı.

Fena güneş vardı, yakıyordu ve ben çay bahçesinde elimde kitap ilerlere, puslu kıtalara bakar gibi karşı yakaya bakıyor, sanki sisler içinde kalmış gibi bir adacığın üzerindeki feneri görüyordum.

Güneş var, bulut yok.. Bakıyorum bu bulutlar nereye gitti? diyorum içimden. Kalabalık.. İnsanlar bu üfürükten masa sandalyelere oturmuş, sayfiye yerinde olmanın keyfini sürüyorlar. Çay içiyorlar, kahve içiyorlar, su içiyorlar.. Sohbet üstüne sohbet ediyorlar.. Çocuklar etrafta koşturuyor.. Terleyenler, esneyenler, soda söyleyenler.. Rengarenk giyinmiş insanlar, sıcağa rağmen, pantolon ve çoraplarıyla meydanda dolaşanlar var. Genç kızlar ellerinde telefonlar kah konuşuyor kah çevrelerine kaçamak bakıyorlar.. Genç erkekler arabalarda müziği sonuna kadar açarak hava atmadalar.. Bazıları kankalarıyla efelenerek yürüyor, yine bazıları şortları, atletleri, ellerinde tespihleri, üç günlük sakallarıyla kızlara caka satıyorlardı..

Güneş kızarttıkça kızartıyor, terlettikçe terletiyor, tuzlu ayran söyleyenlerin sayısı artıyor..

Kitabıma baktım, okumaya devam ettim. Tek kelimesini anlamıyordum. Bıraktım arasına bir kağıt koyarak. Not defterimi çıkardım, bir şeyler yazdım. Ufuklara, o fenere tekrar baktım, tepelerin uzağında kayalıklar vardı.. Bir zamanlar kıyıyla bütünleşikmiş, anlatanlar öyle diyor.. Sonra şiddetli depremlerle kıyıdan uzaklaşmış, iyisinden ayrılmış kayalıklar.. şimdilerde sanki küçük, minik adacıklarmış gibi uzaklarda duruyorlar.. Dalgalar şiddetli çarptıkça büyük uğultular oluşturuyor.. Şimdilerde sakin sular.. Belki bu şiddetli, yakıcı ve bütün gökyüzüne egemen güneşin etkisiyle her yer sakin ve sisli…

Bütün gökyüzünü kaplamış güneş, yaktıkça yakıyor, büyüdükçe büyüyor…

Bir Cevap Yazın