İnsanlar ve mekanlar değişiyor…

Sinem Okçu

Mekana egemen olmanın imkanı yok. Aslında kavramlara ve insanlara da.. Yolda yürürken bunu daha iyi anlıyorum. Gökyüzünün git gide açılan bir maviye dönüşmesi, Kalamışta Pazartesi günü yürümeye başladığımda daha iyi anlamaya da başladım. Amacım Kurbağılıdere’ye uzanmak, oradan köprüyü geçmek, belki bir iki fotoğraf çekmek eski, tarihi köşklerin. Çok iyi olmasa da restorasyonlarının, yine dere boyunca uzanan köşkleri görmek insanın sıkıntıya girmiş, yeknesaklıktan bıkmış ruhuna su serpiyor.

Yürüdüm ve doğal olarak hem yürürken ve hem de çevreye bakarken düşünüyordum. Okulla ilgili, aileyle ilgili, çevreyle ilgili şeyler kafama takılıyordu. Elbet arkadaşlarla ilgili sorunlarım da vardı. Herkesle iyi anlaşamadığımı biliyordum. Hatta bazı arkadaşlarımın gözünde huysuz, uyumsuz bir insandım. Bu konuda yapabileceğim bir şey yoktu, ama bana göre huysuz, uyumsuz ve anlaşılmaz olan diğerleriydi. Ben kendi başıma mutluydum. Ailemle de belli bir uyumum vardı. Bir annemle tam anlaşamıyordum. Ama onun da yine haklı tarafları vardı. Bana da biraz özgürlük alanı tanısa daha iyi olacaktı ama, yapacak pek bir şey yok. O istiyor ki kızı sürekli çalışsın, annesinin sözünü tam olarak yerine getirsin. Ee ama benim de özel hayatım var. Ben de kafama göre takılmak istiyorum.. Ona bakılırsa arkadaşlarımı bile ona danışarak seçmek gerekiyor. Dinlediğim müzikler sorun oluyor.. Her şey farklılaşıyor. Aslında bunu da normal karşılıyorum. Çünkü nesil farklı. Annemlerin neslinin müzikleri bizimkinden çok farklıydı elbet. Alışkanlıklar, giyim kuşam kültürü, moda anlayışı…

Derenin suyunun rengi kirli yeşile çalmıştı. Tekneler üst üste yığılmış gibi duruyordu. Birkaç tekne alabora olmuş, plastik iskelelerden bazıları suya batmış, çimlenmiş.. Martılar yer hale gelmişler açlıktan. Kargalar pislenmiş, yeni olmasına rağmen eskimiş gibi duran bazı teknelerin üzerinde tahtaları gagalıyordu. Demek ki açtı bu hayvanlar ve kimsenin de umrunda değildi..

Bir yere oturma düşüncesiyle sahile yakın bir açık hava kafesine oturdum. Önemde biri şişman iki kadın oturuyordu, yanlarında da kaniş cinsi, kıvırcık beyaz tüylü, huysuz bir köpek vardı. Durmadan havlıyordu hayvan ve kadın “Sizi rahatsız etmiyoruz ya!..” diyordu. “Kitap okuyorsunuz da..”. Evet, kitap okumaya çalışıyordum, ama köpeğin havlamasından ziyade bunların kendi aralarında bağıra bağıra konuşmaları daha fazla beni ve çevrede oturanları rahatsız ediyordu. Şen şakrak konuşmalarına devam eden bu kadınlar kimseyi umursamıyordu..

Güneş çok ısıtıyordu. Terliyordum. Bu günlerde her yer yanıyordu. Güney bölgelerinde yangınlar çıkmıştı. Her tarafta sıcaklık da yangın sıcaklığı gibi geliyordu insana. Rahatsız oluyordu insan. Dışarda çay kahve içemiyorduk.

Sıcaklık nesneleri sise bürüyordu adeta. Denizin üzerinde kımıl kımıl renkler geziniyor, Kurbağalıdere’nin üstündeki yelkenliler hafif rüzgarın etkisiyle kımıldıyordu…

Bir Cevap Yazın