Sıcaklıklar Artıyor…

Eda Göktaş

Güneş git gide daha da parlak hale geliyordu. Sokaklardan insanlar elini ayağını çekmişti. Arabalar bile yoktu caddelerde adeta. Park halinde duruyorlardı. Kargaların, martıların sesleri kısılmış, büyük bir sessizlik şehre hakim olmuştu.

Haydarpaşa Garı sessizlik içine gömülürken, tek tük vapurlar ağır aksak iskelelere yanaşıyor, martılar yorgun ve bıkkın denizin üzerine atılmış bayat ekmeklere bakıyorlardı. Genç sevgililer sahile oturmuş uzaklara bakıyor, simitçiler gölgelere sığınmış seslerini kesmişlerdi.

Meydanlarda çok fazla kalabalık yoktu. Kadıköy’de var olan birkaç kitapçı az sayıdaki insanla günü dolduruyorlardı. Otobüs durakları, dolmuş durakları, taksi durakları boşalmıştı.

Bir kafede oturuyor, insanlara, araçlara, ilerdeki tarihi yapılara ve bulutsuz gökyüzüne bakıyordum. Önümdeki kitaba da ara sıra bakıyordum ama bir şey anlamıyordum. Belki de gürültüsüzlükten. Alışmıştık gürültüye, tantanaya şehirlerde. Sıcaklıkların git gide daha fazla artması, insanların evlerinden dışarı çıkmasını engelliyor, sokaklar, caddeler boşalıyordu.

Sıcaklık arttıkça binaların yüzeyleri de eriyor. Bir erime ve yok olma, caddelerden başlıyor, sokaklara, elektrik direklerine, ağaçlara ve yaya kaldırımlarına kadar geliyor.. Kaldırımlarda adeta sekerek yürüyen yaşlılar, mezara doğru yürür gibi ağır aksak adım atıyorlar. Birbirlerine omuz vermiş, birbirlerini destekleyerek yürüyorlar. Sanki sonsuza, güneşe, sisli ve aşırı nemli havaya doğru yürüyorlar.. Kaybolan, eriyen, yok olan ağaçlar var. Var, başka şeyler de var. Bütün nesneler toplanmış, hurdaya dönmüş ve çöp tenekelerine toplanmış gibi. Bu çöpleri de hurda toplayıcıları topluyor götürüyor.

Güneş yaklaştıkça daha fazla eritiyor şehirdeki her bir şeyi. Kızlar eriyor güneşin altında, erkekler, arabalar, trafik lambaları, reklam panoları. Sıcaklıklar artıyor durmaksızın. İnsanların gözlerinde büyüyor sıcaklar. Her yeri kavuracağını, her şeyi öldüreceğini düşünerek endişe duyuyor insanlar…

Bir Cevap Yazın