Erdek’te Sahilde Oturuyoruz

Berat Kardeş

Öyle oturuyoruz kenarda bir yerde, tarihi bir yapı var ilerde, ilk defa görüyorum ve restorasyon geçiriyor veya yıkılıp yeniden yapılıyor, tam anlamak mümkün değil. Şöyle bir baktım, sanki bir inşaat varmış gibi.. Sonra, fotoğrafını çekeyim, dedim. Kızarlar veya küs ve nefretle bakarlar, diye insanlar, bıraktım. Büfe var ilerde, oraya doğru yürüyeyim, dedim; “Buyur abi, buyur abi..” diye yılışık cevaplar alınca oraya gitmekten de vazgeçtim. Yine bizimkilerin oturduğu masaya geldim.

Deniz güzel uzanıyor önümüzde bu çay bahçesi cıvıl cıvıl, habire çay kahve içiyor insanlar cam bardaklarda ve ben bir anlam veremiyorum, çünkü pandemi hala devam ediyor ve bu cam bardakların doğru düzgün yıkanıp yıkanmadıkları bile belli değil. Biz ailecek karton bardak istiyoruz.

Kalabalık, öyle kalabalık ki, sadece insanlar yok alt alta üst üste, bütün renkler karmakarışık ve bir soyutluk var devam eden çeşitlilik içinde. Sarılar, kırmızılar, yeşiller iç içe geçmiş durumda. Denizin dalgalarını, sahilde yürüyen insanları da görmeden hissediyorum. Dalgalar gökyüzündeki bulutlara karışıyor, bir ada var ortada küçük, üstünde derme çatma, yanmış, yakılmış, sökülmüş, yolunmuş gibi duran barakalar var. Bir yüzümlük mesafede aslında. Soyunsam girsem denize beş dakikada oradayım. Sahile çıkıp, ordan da o barakalara uzanabilirim, hatta tepeciğe doğru birkaç da ağaç var, çam ağacına benziyor, ağaçlara kadar da gidebilirim, biraz dinlenir, oradan şimdi oturduğumuz sahile, insanlara, çay bahçelerine bakabilirim.. Adacık, bulutlara, ileriye, karşı sahillere, Karabiga’ya kadar uzanıyor sanki, ufuk oralara kadar gidiyor, göz alabildiğine arkadaki enginliği, karşı kıyıları, Karabiga sahiline konuşlu dev bacalı fabrikayı kavrıyor sonra buralara kadar geliyor.

Güzel kızlar da var çay bahçesinde. Hatta sarışın, dövmeli olan bana bir iki kere baktı, sonra başını denizin içindeki yelkenlilere çevirdi. Yelkenlin var mı mesajımı bu anlamak mümkün değil. Zaten kızları oldum bittim anlayamamışımdır. Nasıl mahluklarsa bunlar?

Yanımda bir kitap getirmiştim, onu açayım, dedim ama, içimden gelmedi, herkes gibi ben de telefonuma bakmaya başladım. Whatsap’a bakayim, şuna bakayım, mesajlara bakayim, filen derken, zamanın da geçtiği, ordan Avşa’ya geçen arabalı vapurun geldiğini, söyledi bizimkiler. Kalkacağız, ama çay paralarını ödemeye gittim. Kitap alacaktım. İlerde bir kitapçı vardı. Yanında çok güzel börekçi vardı. Herkes börekçiydi bizim toplumumuzda. Ne de çok hamurişi, börek, çörek yenirdi be..

Yok yok olmadı, kalktık, arabaya doğru yürüdük. Yanımızda torbalar vardı, annem bir şeyler tıkıştırmış, o ara gidip almış olmalıydı. Ne kadındı.. İlla bir şeyler alacak, illa bir şeyler tıkıştıracak. İlla her hurda şeyi biriktirecekti. Bu kadınların tamamında mı vardı ne.. Biriktiricilik.. Ev eski eşyalar deposuna dönmüştü. Şimdi de Avşa’daki yazlığı depoya çeviriyordu. Hiçbir şeyi atmıyordu kadın.

Erdek’de güzel sahiller, ağaçlar, güzel kızlar, sahilde dip dibe yelkenliler, uzakta bir adacık, çok eski zamanlardan, belki korsanlardan kalma gibi duran.. vardı ve parkı da güzeldi. Bir soyut heykel vardı parkın içinde.. Öbür tarafa doğru denize giren gençler vardı benim gibi.. İlerlerde birçok otel görmüştüm. Onları da yakından görmek isterdim ama, nasip olmadı, belki başka sefere.. O tarihi evin, (iskelenin hemen dibindeki, arabalı vapurların yanaştığı iskelede) yanına doğru yürüdük.. Vapur geliyordu, büyük heybetiyle, devasa yanaşıyordu iskeleye, homur homur da iskele üzerindeki araçlar ve insanlar homurdanmaya başlamıştı, Erdek’ten ayrılacaktık biraz sonra…

Bir Cevap Yazın