Yazlıkta

Pırıl Kuşluk

Dışarı çıkıp deniz kenarına gitmek istiyordum. Yazlık evde yapacak işlerim vardı. Annem bana bırakmıştı bahçe sulamasını, bulaşıkları, evin temizliğini. Evi temizlemiş, bulaşıkları yıkamıştım ama, bahçeyi sulamayı denizden sonraya bırakmıştım. Boğazıma da düşkündüm doğrusu. Bir şeyler yemeden çıkmak istemiyordum. Dolaba baktım; hım.. doğrusu kahvaltılık şeylerin dışında doğru düzgün sıcak yemeğe dönüşecek bir şey yoktu. Peynir, zeytin, yumurta.. Köy ekmeği almıştık merkezden. Onu bir an dilimleyip ısıtayım mı, diye düşünürken. Yok, dedim, ısıtmadan, ince dilimleyerek yiyebilirim.

Televizyonu açtım, haberler hep kötülüklerden bahsediyordu. Kapattım. Aklıma Orhan Veli‘nin “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umrundamı dünya?” şiiri geldi. Bence kadınları tanımadan, onları aşağılayan bir yaklaşımdı. Eğitimli erkekler bile değişmiyordu. Kadın ruhundan da anlamıyorlardı. Türkiye’de kadınların erkekleri kat be kat aştıkları artık gerçekti. Üniversite sınavlarındaki sonuçlar, bazı sektörlerdeki kadınların başarıları hep bunun göstergeleriydi..

Git gide artık kadınlar evliliklerden de vazgeçmeye ve kendilerini daha yaratıcı alanlara yönlendirmeye başlamışlardı. Okumak, hobilerini geliştirmek, daha yaratıcı mesleklere yönelmek.. Erkeklere olan bağımlılıkları git gide azalıyordu kadınların. Zaten haberlere bakıldığında da sürekli erkek egemen kültürün yol açtığı şiddet, kıyım ve yıkım vardı.. başkaca da bir şey yoktu..

Öğleden sonra inerim aşağıya, deniz kenarına. Güneşlenmek, dedikoducu kumsal kadınlarının arasında fazla kalmak istemiyorum. Saçma sapan şeylerden bahsediyorlar. En çok sevdikleri de yemek tarifleri.. Bilinen tarifleri sürekli tekrarlıyorlar. Yemek yapmayı da yemeyi de çok seviyor kadınlar. Anneler kendi kızlarını da kendileri gibi, ilerde obez olsunlar, diye yetiştiriyorlar. Bütün yemekleri zamanla onlara yaptırıyorlar. Bir genç kızın başarısı adeta aynı zamanda iyi bir aşçı olması. Ona öğretiliyor; erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer, diye.. Bu bilinçle yetiştiriliyor kızlar. Evde kalmamak için iyi birer aşçı olmaları gerektiği, onlara öğretiliyor.. Allah’tan bu eski nesil kadınları gibi değiliz. Kendi yolumuzu kendimiz seçiyoruz. Annelerimiz babalarımıza bağımlı hayatlar kurdular. Evlerde obeze döndüler, yemek tarifleriyle sınırlı hobiler edindiler.. Bilgi, kültür, kendilerini geliştirme, üniversite okuma, hayata atılma gibi şeyler olmadı hayatlarında.. Allah’tan onlar gibi değiliz…

Yol güzel uzanıyor. Belediye mevsim açılmadan güzelce mıcır dökmüş, asfalt dökmüş.. Hızla araçlarını kullanan erkek kalabalığı, motorcu kalabalığı olmasa; ağaçların, kuşların, gökyüzünün sakin ve uyumlu varlığını daha iyi kavrayacağız. Sevimli, küçük, bazıları iki katlı yazlık evler. Basit eşyalar bu yazlıkların havasına uygun. Zaten yaz aylarında insanlar bu evlere geliyorlar, sonbahara doğru da çekip gidiyorlar. Evleri olanlar arabalarıyla geldikleri için, her yer araba dolu.

Ben arabaları da seviyorum. Medeni ülkelerin tasarım harikaları gibi geliyor bunlar bana. Endüstrinin mucize aletleri. Dünyanın öncü ve yenilikçi toplumları buluşlarını ve geliştirdikleri şeyleri bütün dünyayla paylaşıyorlar. Ne güzel!

Deniz kenarına indim, denize baktım, denizde biraz yüzdüm ama, kadınların kendi aralarındaki yemek dedikodularına fazla takılmadım. Kitabıma daldım. Güneş gözlüğümü taktım ve onların konuşmalarını kulak arkası ettim. Homurdandılar, nasıl bir kız bu, gözleriyle anneme baktılar, olmadı laf soktular ama, onları hiç duymamazlığa geldim. Kulaklığımı biraz daha açtım, kitabıma biraz daha derinden daldım. Güneş güzeldi, dalgalar tenimi okşadıkça mutluluğum artıyordu. Birkaç bulut güneşi gizliyor, gölgeler o zaman uzuyordu. Yakamozlar gözlerimi alıyor, güneş gözlüğünün bile üzerinde kırpış kırpış rahatsız ediyordu. Uzaklarda yelkenliler, küçük kayıklar, arabalı vapurlar gelip gidiyordu…

Bir Cevap Yazın