Adalar Arasında

Mehmet Dalgakıran

Gökyüzünün hemen altında kıpır kıpır hareket, gidenler gelenler, bekleyenler, duranlar, oturanlar. Sesler, gölgeler, hareket.. Hareket belki yaşamın kendisi. Hareket olmadığı zaman yaşamın varlığından pek bahsedilemiyor.

Sabahın körüydü harekete geçtiğimizde. Uykulu uykulu kalktım. Kayınvaldemi aşı için diğer adaya götürecektim. Bu adada yoktu aşı. Diğer adaya, büyük olana doğru gitmemiz gerekiyordu. Adalarla çevrili bir denizin kıyısında yaşıyorduk. Ve bu deniz fazla derin değildi. Bakıp araştırmıştım. En fazla on on beş metre derinliklere ulaşıyordu deniz.

Giderken denize bakıyordum. Martılara. Gökyüzünün sessizliği, dalgaların canhıraş feryat eder tavrı, rüzgarın uğultusu ve vapurdaki insanların rüzgara karışan devinimleri gözümü yoruyordu. Adalarda yaşayıp yaşayamayacağımı hayatım boyunca düşündüm. Çok sessizdiler. Çok fazla rüzgar alıyorlardı. Doğanın daha egemen ve belirleyici olduğu yerlerdi. Bir de turistik gerçeklikleri onları medeniyetten uzak tutmuş, çorak ve ilkel kalmışlardı.

Aşı gerçeği olmasaydı, bir adadan diğerine gitmezdim. Özellikle turistik adalar, iyice yozluğun ve boşluğun mekanları olarak görünüyordu gözüme. Ne sanat ne edebiyat ve şiir vardı bu adalarda. Kitap, kitapçı yoktu. Yapılan festivaller, karnavallar hep eğlence ve tüketme kültürü üzerineydi. Yüzeysellik, ilkellik ve boşvermişlik, birer yaşam biçimi olarak adaların gerçekliğine dönüşmüştü.

Adaları sevmiyordum. Ben kalabalıkların, şehirlerin, medeniyetin insanıydım. Özellikle tarihi kentlerin. Tarihle ilintisi olmayan mekanlar beni çekmiyordu kendine.

Uzaktan devasa görünen ada, gittikçe küçülüyor ufalıyordu vapurun yaklaşmasıyla. İnsanları bir merak sarıyor, hareketlenme başlıyor ve daha yanaşmadan vapur kendilerini iskeleye atmak istiyorlardı adeta.

İndik sonunda, kalabalıklarla birlikte. Dalgalar şıpır şıpır. Caddeler dar ve dükkanlar bütün içlerini dışarıya, kaldırımlara boca etmiş durumda. Yollar zaten dar, yol kalmamış yürüyecek. Her yer böyle. Yol yok, tarihi bina yok. Var olanlar yıkılmış, yerlerine modern binalar dikilmiş, hemen altına dükkan iliştirilmiş.

Güneşli bir günde adaya geldik aşı için. Adayı pejmürde bir şekilde gördüm. Bütün adalar böyle. Hangi adaya gidersen git bir pejmürdelik, dermaçatmalık, köhnelik.. Binalar bu dermeçatmalığa ve köhneliğe hizmet ediyor. Kendi hallerine, yok olma, çürüme ve dağılma haline bırakılmış durumda…

Bir Cevap Yazın