İnsanlar insanlar…

Seda Gönder

Her tarafta insanlar var. Ne insanlarla olabiliyorum, ne insansız kalabiliyorum. Televizyon seyredemiyorum. Aptal kutusu gibi geliyor bana televizyon. Ben ve benim neslim sanıyorum daha çok internet nesli olarak ortaya çıkıyoruz.

Sahil kenarında tek başıma bir masada, deniz kenarında, yelkenli ve kayıkların, kayıktan büyük yelkensiz tekne ve balıkçı motorlarının arzı endam ettiği iskelede oturuyorum. Elimde kalınca bir kitap var. Çevremdeki insanların hem kitaba ve hem de bana bakması, dahası çevremdeki insanların hep bakan, fakat görmeyen insanlardan oluşması, doğrusu beni tedirgin ediyor. Neden tedirgin oluyorum, onu bilemiyorum, ama rahatsız oluyorum bu bakışlardan. Anlamsız, yok edici, küçümseyici ve aptalca geliyor bu bakışlar bana.. Bu bakışlardan, bu maymunca iştahla yapılan kör bakışlardan kurtulmak mümkün değil. Ona alışmak, onu önemsememek, aşmak gerekiyor. Okumayan bir toplum bu toplum. Hatta üniversitede okuyanlar bile kitap okumuyorlar. Ne zamandır bu sahile, masalara iniyorum, deniz kenarına, dalgalara bakıyorum ve çay söyleyip kitabımı açıyorum, kaçamak çoğu kere kitap okurken çevremi kesik kesik süzüyorum. Kimsenin elinde ne kitap var, ne de gazete.. Enteresan.. Gazeteler marketlere geliyor gidiyor demek ki.. Üç beş kişi alıyorsa alıyor, yoksa geri iade hepsi..

Hayatı anlamak, güneşi, yıldızları, denizi, karaları, tarihi anlamak.. Bütün her şeyi bilme isteği.. Bunlar yok mu bu insanlarda?.. Niçin yaşadıklarını kendilerine sormuyor mu bunlar?.. Geçtim bunlardan, ne bileyim bir hobi olarak bile insan düşünsel aktivitelerin en anlamlısı olan kitap okumak için bilinçli bir alışkanlık geliştirmez mi?.. Ama, sonra düşündüm.. Kitap okumak için bile yetenek gerekiyor. Evet, sonunda kitap okumanın da bir yetenek olabileceğine karar verdim. Yoksa niye gelişmiş toplumlar okuyor da, bizim toplumumuz okumuyor.

Doğrusu kitaba düşkünlüğüm ortaokul yıllarında başladı. Ortaokul öğretmenim, Leman Öğretmen, benim için özel bir insandı. Türkçe dersleri en sevdiğim derslerdi. Şiir ezberlemeyi ve okumayı severdim. Kısa hikayeler yazıyordum ve Leman Öğretmen benim yazılarımı severek okur, gerekli düzeltmeleri yapar, çok güzel bir şekilde yol gösterir ve okumam gereken Türk klasiklerini önerirdi. Sait Faik’i, Ahmet Rasim’i, Ömer Seyfettin’i böyle tanıdım, severek okudum. Onlara da özendim. Onlar gibi yazmaya çalıştım. Hala aslında onlar gibi yazmak, onlar gibi olmak istiyorum ama, bu mümkün değil…

Özellikle Türk edebiyatını ve edebiyatçılarını severek okuyorum. Okudukça da yazma kültürüm geliştiriyor. Mutlu oluyorum.

Hala oturuyorum sahilde, masada. Herkesin bana baktığını, kem küm konuştuklarını, düşünüyorum. Kitap okuyan bir kızın, kadınlığı kalmıyor, aslında bundan gurur duyuyorum. Ben entelektüel bir insan olmak istiyorum. Yoksa kadın olmak istemiyorum. Özellikle klasik anlamda kadın. Yemek yapan, ev temizleyen, okumayan..

Güzel bir gün. Güneşli, hatta biraz sıcak. İnsanlar sıcaktan mayışmış vaziyette. Ben masada hala kitap okuyor, çevremdeki insanlara kaçamak bakarken, onlar bana dolaysız bön bön bakıyorlar. Bir eski, ıskartaya çıkmış araba gibi, tek başına, ama huzurlu hissediyorum…

Bir Cevap Yazın