Genç Türk Resminde “Yetenek” Sorunu

Ali Mehmet Boliş

Türk resminin çok uzun olmayan tarihi birçok sanat akımlarını da içererek günümüze kadar gelir. Çallı Kuşağı, D Grubu, Müstakiller, Yeniler vb. gibi günümüze kadar uzanan süreç, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında soyut ve soyutlamacı eğilim ve akımların da ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

Adnan Çoker

Özellikle soyut ve soyutlamacı akımdan ziyade, eğilimlerin 50’lerden başlayarak ve Akademi zemininde ve bazı ressamlar eliyle şekillenmesi önemsenmesi gereken bir olgudur. Çünkü uzun yıllar ve belki üzerinde durulması gerekir, günümüzde de Akademi hala etkin bir sanat gerçekliği olarak karşımızda durmaktadır. 40’lı yılların sonu ve 50’li yıllarda, Adnan Çoker, Şadan Bezeyiş, Turan Erol, Abdurrahman Öztoprak ve Orhan Peker, 1951 yılı mezunları Akademili olarak, soyut yönelime girmişler ve özellikle Adnan Çoker ve Abdurrahman Öztoprak ve Şadan Bezeyiş, soyut ve soyutlamacı eğilimler içine girmişlerdir.

Abdurrahman Öztoprak

Soyut resmin belirli bir düzlemde bu ressamlar eliyle geliştirildiğini, hatta Adnan Çoker ve Şadan Bezeyiş arasında da soyut resmin başlatıcısı olarak bir bitmemiş ‘polemik’ yaşandığını da burada belirtmek gerekmektedir. Bu tartışmaların dışındadır Abdurrahman Öztoprak, çünkü o uzun yıllar yurtdışında kalmış olmasının bir tür bedelini de bu şekilde ödemiştir. Sonra Türkiye’ye gelip yerleşmesi ve ömrünün son yıllarını memleketinde geçirmesi de tartışmaların ve sanatsal yaratıcılığın tam içinde olmasını da bir türlü doğurmamıştır.

Turan Erol

Yetenek sorununa gelecek olursak. ‘Yetenek’ başarılı bir genç sanatçı veya ‘sanatçı’ anlamlarına gelmez. Her dönemin genç kuşak sanatçısı, aynı zamanda ciddi tartışmaların içinde olmuş, ömrünün sonuna kadar sanatsal mücadelesini sürdürmüş insanların gençlikten başlayan bir istikrarlıkla ilerlemesi ve sanatını sürdürmesiyle sanat literatürüne dahil olmuşlardır.

Orhan Peker

Sanatsal literatür veya tarih, ancak istikrar ve devamlılıkla olasıdır. Ve elbet sanat söz konusuysa özgünlük ve yaratıcılıkla da.. Genç kuşağın yaratıcı bir sanat disiplini ortaya koyması devamlılığın yanında özgün olmasıyla da ilintilidir.

Bugün, geçmiş soyut ve soyutlamacı eğilimleri gösteren sanatçılara benzer bir yapıyı, özellikle altmışlardan başlayarak istikrarlı bir şekilde ortaya koymuş çok fazla sanatçı ortada gözükmemektedir. Özgünlüğe giderken yolu yürümeyi bırakmış, Maltepeli Sanatçılar veya Hafriyat gibi guruplaşmalar ve özgün üretimler de yine, devamlılık gösterememiş, bireysel çabalarla sınırlı kalmıştır. Bu aslında belki de plastik sanatların, özelde sanatın bireysel yaratıma dayanıyor olmasıyla da açıklanabilecek bir tutumdur. Bugün bireysel sanatçı olmak da zorlanmakta. Genç kuşak sanatçısı yaşamsal varoluşu için mutlaka maişetini temin etme derdine girmekte, sanatı üzerinden bu yaşam kazancını sürdürmek isteyenler de, sanatından taviz vererek, sanat dışı kalmakta, özgünlüklerini yitirmektedirler.

Dijitalleşme çağında, postmodern ve kavramsal yönelimler, genç kuşak sanatçılarını zihinsel tembelliğe sürüklemiş ve özgünlük ve yaratıcılık yerine yeniden üretim ve çoğaltma teknolojilerinin zenaatsal üretimine terketmiştir. Bu da genç kuşağın sanatta ciddi anlamda gerilemesini doğurmuştur.

Müze’leşmenin ciddi boyutlarda olmadığı, akademik eğitimin paralı eğitime evrilerek, bol keseden sanat ve sanatçı çıkardığı bir ortamda artık hangi sanattan ve hangi yetenekli genç sanatçıdan bahsedeceğiz?…

Bir Cevap Yazın