Yalnızlığın Gecesi

Ayşegül Nursoylu

Gecenin ilerleyen saatlerinde birden bire uyandım. Terlemişim. Işığı yaktım, uykum kaçtı iyisinden. Sonra bir iki sivrisinek dolaşıyor odada. Masa lambamı yaktım. Masa üzerindeki kitaplarıma baktım. Okuduğum kitaplardan birini alıp, yine yatağa uzandım. Kaldığım sayfaya baktım. Jack London’ın bir kitabı bu. Seviyorum London’u.. Nice maceralar yaşamış, dünyayı dolaşmış, erken yaşta ölmüş sonra..

Ama ben daha çok kadın yazarları okuyorum. Onları örnek almak istiyorum. Güzel sanatlarda seramik okumama rağmen, edebiyat daha çok beni kendisine çekiyor. Edebiyat sitelerini ziyaret ediyor, oradaki şiirleri, öyküleri, anlatı, deneme ve gezi yazılarıyla, günceleri okuyorum. Edebiyatın dolaysız bir anlatımı var. İnsan kendisini olduğunu gibi ortaya serimliyor ve gücü de buradan geliyor. Aslında sanatın da, görsel sanatların da, sanatçının kendini dolaysız ortaya koyma alanı olduğunu, düşünüyorum, düşünüyorum da.. görsel sanatlar kelimelerle ifade edilen bir kavramsal alan olmadığı için.. yine kelimelere ve kavramlara gereksinim duyuyoruz..

Neyse.. Ama ben bunların üzerinde durmuyorum.. Niye bunlar birden aklıma geldi gece yarısının ötesinde.. pek anlamadım.. Hüseyin Rahmi’nin ‘Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’ kitabını da kaldığım yer olan ortalardan değil, baştan başlayarak okumak istiyorum. Bir de tabi, Sabahattin Ali’nin ‘Kağnı’sı var.. Hangisine başlayayım, uykum gelene kadar okuyayım, karar veremiyorum. Ayşe Kulin, Adalet Ağaoğlu, Nazlı Eray.. Aslında onların kitaplarına tekrar geri dönmek istiyorum bir anda… Ay da güzel güzel kendini gösteriyor karanlık çatıların üstünden..

Koyu lacivert gökyüzünün içinde sayısız yıldız yalnızlığı var. Belki bu duyguları biz hissediyoruz. Yoksa oraya bakan diğer canlılar herhalde buralardan duygu çıkarmıyorlar. Benim yalnızlığım belki yansıyor yıldızlarla, lacivert renkle.. ayın tek başına hüzünlü beyaz bir salınımla orda durması, dahası adım adım, sessizce ilerlemesi.. Bana hüzün ve yalnızlık veriyor. Büyük sessizlik içinde sabaha doğru zaman ilerliyor. Aslında biraz ürküyorum. Gündüz sese alıştığımız için, gece yarıları olan, nerden geldiği belirsiz bu sessizlik beni, ayakta olan herhalde diğer insanları da tedirgin ediyordur..

Şiir yazıyorum. Yalnızlık, ay, nehirler, beklenti, insan vb. üzerine. Kısa öykülerim de var. Mesela şiirlerimden biri şöyle:

Yalnızlığın varlığı ay

Sevgilerin

Umutların

Her şeyin varlığı ay

Ama ilkönce yalnızlığın..

Şiir yazmayı çok seviyorum. Not defterimi de hem kısa notlar almak, hem kısa öykülerimi yazmak, hem güncelerimi yazmak için kullanıyorum. Yazının an’lık beklentilerle ortaya çıktığını düşünüyorum. Yazar ilkönce yazıyı konu edinmeli. Yazıyı, neler yazacağını, yazının hangi alanlarında mücadelesini sürdüreceğini, düşünmesi gerekiyor. Edebi yazının ne olduğunu bilmek için gerçekten edebi yazıları; romanları, hikayeleri, şiirleri, edebi yazı ve değerlendirmeleri okumak gerekiyor. Okurken de özellikle yazı üzerine, yazma üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir. Ben de onu yapıyorum zaten.

Gece, sabaha doğru, laciverdin içinde ay ve evler, ağaçlar korku dolu yüzleriyle pencerelere bakarken, onu sadece ben mi görüyor, hissediyorum…

Bir Cevap Yazın