Rüzgarlı Bir Gün

Beyza Kayalık

Akşam iyi uyuyamamıştım. Sabah yine erken kalkmak zorunda kaldım. Sayfiye yerlerinde nedense erken kalkılıyor. Ne kadar geç yatarsan yat, sonunda dokuz olmadan kalkıyorsun ve günlük telaş başlıyor.

Ben de erken kalktım. Akşam televizyonda merak ettiğim bir filim vardı. Güzel bir filimdi. Merakımı çekti. Benim kediyle birlikte izledik. Çok güzel bir filimdi. Aklımda bir şey kalmadı ama bir Amerikan filmiydi. Aile filmiydi, güzel bir dram da vardı. Bir anne-kızın hikayesi ve ilişkisi üzerine kuruluydu. Yetişmekte olan bir genç kızın sorunları ve annenin mücadelesi üzerine kuruluydu. Aklımda kaldığı kadarıyla.. Güzeldi. Gözlerimi yaşarttı. İşin tuhaf tarafı bizim minnoş da benimle birlikte dikkatli dikkatli, gözlerini ekrandan ayırmadan filmi izledi. Zaman zaman dikkatini kaybetse bile, sanki başka bir kimlikmiş gibi benim gibi izledi. Ben de doğrusu hayret ettim. Ve bu kedi milletinin gerçekten de enteresan canlılar olduğuna bir kez daha karar verdim.

Allah’tan akrabalarım da bu sayfiye yerinde oturuyorlar. İki yüz metre ilerde Halam oturuyor. Onun çocukları da gelmiş, yanında.. Onlara her gün gidiyorum. Çay kahve içiyoruz, sohbet ediyoruz.

Benim çocuklarım buraya gelmiyorlar. Beğenmiyorlar burayı. Denizini, manzarasını, insanını beğenmiyorlar. Üniversiteler bitip, iş güç sahibi olduktan ve şehrin lüks semtlerine taşınacak kadar da para kazanmaya başladıklarında, burayı beğenmemeye, buralara gelmemeye başladılar ve ben de yapayalnız kaldım. Hüzün kaplıyor zaman zaman içimi ama yapacak bir şey yok. Ne yapabilirim ki.. Sonra anlıyorum, insan tek başına geliyor dünyaya, tek başına yaşıyor ve tek başına gidiyor. Bir şairin dediği gibi; “Toprak post, Allah dost..” Gerisinin hikaye olduğunu, zaman ve koşullar çok iyi anlatıyor..

Biraz sonra köye doğru yine yürüyüşe çıkacağım. Belki ondan önce Halama uğrar, kızı da oradadır bir kahvelerini içer, dereden tepeden konuşuruz. Geçen gün uğradığımda kahve falımda yol görünüyordu. Tek başıma Antalya’ya gitmek istiyorum. Buradan ben de sıkıldım. Belki de o çıktı falımda. Antalya’ya gidip orada bir otele yerleşip, tek başıma bir hafta sonu geçirmek istiyorum. Yanıma alacağım kitaplarımı okumak istiyorum. Geçenlerde Sabahattin Ali’nin ‘Kuyucaklı Yusuf’ kitabını okuyup bitirmiştim. Çok etkilemişti beni kitap. Çok güçlü bir anlatıcı Sabahattin Ali.. Onun bütün kitaplarını okumak isterdim. Onun kitaplarını gençlerin de okumasını isterim. Ama gençliğin kitapla bir alakası yok. Biz de telefon kullanıyoruz ama, onlar için telefon bir yaşam biçimi, telefon onlar için baştacı.. Telefondan ayrılamıyorlar..

Zaman zaman yalnızlığa, ıpıssızlığa dönüşen bu yalnızlığımdan bıkıp usanıyorum. Evde tek başına kalmak istemiyorum. Televizyon ve kedi de beni tatmin etmiyor. Sessizlikte kitap okuyamıyorum. Mutlaka televizyonu açıyorum, öyle kitap okuyorum. Zaman zaman tek başınalığın acısı dayanılmaz boyutlarda okuyor. Çocuklar büyüyor ve evden ayrılıyor ve yine tek başına kalıyorsunuz.. Terkedilmiş, sessiz ve hüzünlü, çökmüş bir ev gibi hissediyorum kendimi…

Bugün rüzgarlı olacak hava. Telefondan baktım, bayağı artacak rüzgar. Dalgaların sesleri zaten sürekli kulaklarımızda. Gece sessizlik çökünce daha güçlü, hatta gece yarıları daha ürkütücü geliyor insanın kulaklarına ve kulaklardan aşarak insanın bedenine, ruhuna hükmediyor. Sanki dalgaların arasına, o koyu karanlığa sürüklenecekmişim gibi hissettim ve bir an ürktüm. Kalktım, uykum kaçtı ve televizyon izledim. Ne izlediğimi bilmeden, sadece bakıyor, görüyor ve duyuyordum.. Kanaldan kanala dolaşıyor, bir filim arıyordum. Filimdeki karakterlerin içinde kaybolup gitmek istiyordum..

Başka çaremin olmadığını biliyorum. Tekbaşınalığa alışmak zorundayım. Şimdi gencim, yani kendimi genç hissediyorum. Yaşım altmışı geçse bile, dinç ve her işimi kendim halledebiliyorum. Ama daha da yaşlandığımda nasıl olacak bu iş..

Doğrusu daha şimdiden yaşlılıktan korkar oldum. Hısım akrabalara gidip gelmeler iyi de, çocuklar da kendi düzenlerini kurup, benden iyice uzaklaştılar. Hayatta tek başına kaldım. Nasıl olacak bu iş.. Hayatın ne kadar acımasız ve zorlu olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Param pulum, emekli aylığım, evim, yazlığım var ama, işte hayatta tek başımayım…

Dün rüzgarlıydı hava. Bugün de rüzgarlı geçecek gibi duruyor. Denizin dalgalarını dün gece sabaha kadar duydum. Korktum doğrusu.. Bazen akşamüstleri kargaların tuhaf ve ürkütücü bağrışlarını işittiğimde yalnızlığımın karanlık bir boşluk haline dönüştüğünü hissediyorum. Herkes ailesine çekilirken, ben sessiz duvarların arasına sığınıyorum. Bir kedim, o beni bekliyor evde. Kedilere bu kadar saygı duymamın sebeplerinden biri de yalnız yaşamaları ve kimselere eyvallahları olmaması.. Onlar gibi olabilsem.. Yalnızlığa bile alışmak zorunda olduğumu anladığımda iş işten geçmişti.. Başka çaremin de olmadığını çok sonra anladım. Hayatta tek başıma kaldığımda, eşim vefat ettiğinde…

Bugün de rüzgarlı geçecek. Dün rüzgarlıydı.. Kaç gündür rüzgarlı. Artık hep rüzgarlı geçecek günler, çünkü hızla sonbahara giriyoruz. Mevsimler ne kadar çabuk değişiyor böyle.. Zamanlar nasıl da değişiyor birden bire.. Daha çocukluğumu, kardeşlerimle güle oynaya koşturduğumuz zamanları hatırlıyorum dün gibi.. Nice rüzgarlı günler ve geceler geçirmiştik.. Annemizin dizi dibine koşturur, sığınırdık.. Şimdi, rüzgarlı havalarda Tanrı’dan başka sığınacağım bir yer, makam kalmadı…

İşte, rüzgar esiyor, bahçedeki ağaçların dal ve yaprakları evin duvarlarını çizercesine dalgalanıyor. Uğultular uğultular, rüzgarın bütün nesnelere çarparak oluşturduğu karmakarışık sesler.. Bu sesler yalnızlığımı, mutsuzluğumu arttırdığı kadar, direncimi, umudumu da arttırıyor…

Bir Cevap Yazın