Geçmişe Bakmak

Muteber Kuyucu

Yıllar birbirini takip etti. Yaşlandık. Eşimi kaybedeli yıllar oldu. Çocuklar büyüdü yanımdan ayrıldı, çocuk sahibi oldular. Biri yurtdışına yerleşti. Burayla alakası kesildi. Zaman zaman telefonla görüşüyoruz, iki yılda bir de gelebiliyorlarsa Türkiye’ye geliyorlar. Onun dışında bir alakaları yok buralarla..

Yıllar çabuk geçti, doksanına dayandım. Tek başıma kaldım. Emekli aylığım, yazlığım, kışlığım olmasa, akarım olmasa, yanıma bakıcı da bulamazdım. Yıllar çabucak geçti gitti. Ne yıllardı eski zamanlar. Küçük bir kasabada doğdum, okudum. Yokluk zamanları. Karartma geceleri. Soğukların buz kestiği, sıcakların kavurduğu zamanlardı.

Ne sıcaklar yaşadık. Ne yokluklar. Sevinç içinde olduğumuz, mutlu olduğumuz zamanlar da oldu, hüzünlü yalnızlıklarımız da..

Evlendiğim zaman daha on altı yaşındaydım. Görkemli bir düğünle evlendik. Eşim kasabada tanınmış bir ailenin çocuğuydu. Ailesi eşraftandı, ticaretle uğraşırlardı. Böyle bir aileye gelin gittim. Yıllar bu ailenin içinde huzurlu ve mutlu bir şekilde geçip gitti.

Şimdi tek başıma, yalnızlık içinde kaldım. Çocuklarımla görüşemiyorum. Belki onlar da benimle görüşmek istemiyorlar, bilmiyorum. Şimdiki teknolojik nesli anlamak mümkün değil. Torunlarım geldiği zaman telefonlarından başlarını kaldırmıyorlar. Benimle konuşmuyorlar bile.

Yanımda bakıcım olsa bile günler geçmek bilmiyorum. Televizyonla, ordaki kadın programlarıyla oyalanıyorum. Haberleri izleyemiyorum. Sürekli kavga gürültü. Güzelliklerin gösterimi yok. Biz güzellikler içinde yaşadık.

Hayatın kısa olduğunu, bu dünyanın verili bir dünya olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Biz de gençtik, çocuktuk. Evlendik çoluk çocuk sahibi olduk. Benim yaşımdaki arkadaşlarım, akrabalarım hep vefat etti gitti. Sıranın bana geldiğini adım adım hissediyorum şimdi.

Geçmişe baktıkça zamanı ve hayatı daha iyi anlıyorum.

Bir Cevap Yazın