Yaz Sıcakları Bunaltıyor

Bora Tok

O kadar sıcak o kadar sıcak ki, doğrusu sayfiye yerinde olsam bile, ne yapacağımı şaşırıyor, kendimi deniz kenarlarına, çay bahçelerine atıyorum. Rahatlayamıyorum bir türlü. Sıcaklar mahvediyor insanları. Doğal olarak beni de..

Çıkıyorum evden, tek başıma kaldığım pansiyondan. Yılda bir kere geldiğim ve on gün kadar kaldığım bu sayfiye yeri, birçok sayfiye yeri gibi yazları çok kalabalık oluyor. Karmakarışık bir düzen içinde, satıcılar, lokantalar, oteller, moteller, incikçiler boncukçular.. Dükkanlar dükkanlar.. Her tarafta kalabalık bir dükkan trafiği var. Dondurmacıdan, pideciye, kafelerden, hediyelik eşya satanlara, marketlere, manavlara, berberlere, korsan kitap satıcılarına kadar, (evet, sayfiye yerlerindeki kitapçıların çoğu korsan kitap satıyor..) her tarafta, sıkış tepiş vaziyette dükkanlar, tezgahlar, masalar, sandalyeler, ağaçlar, kırık, dağınık yollar, kaldırımlar dolu. Ayrıca, birçok farklı yerleşim yerinden gelmiş kalabalık bir kitle.. Kaba saba tipler, saç sakal uzamış, karışmış bıçkın tavırlı delikanlılar, bir elinde telefon, sürekli kendilerine bakan, kendilerinin fotoğraflarını çeken, poz veren kızlar, zırt pırt her yerden fırlayan bisikletler, motorlar, mobiletler.. yollarda gürültücü bir kalabalıktan başka işe yaramayan otomobiller..

Yürümeye çıktım yine. Hava o kadar sıcak ki öğle saatlerinde, hafif rüzgar bile sıcak hava üflüyordu. Bu sıcağa rağmen sahildeki kumların üzerine sere serpe yayılmış insanların olması şaşırttı beni.. Bu insanlar güneşten korkmuyorlardı anlaşılan. Denize girip çıkıyorlar, kumların üzerine, güneşin altına sere serpe uzanıyorlardı. Şemsiyeleri bile önemsemiyorlardı. Denizin serin sularına kendilerini bir anlığına bırakıyor, kulaç atıyor, çocuklar gibi şen eğleniyorlar, sonra yine kumlara boylu boyunca uzanıyorlar, kah sohbet ediyor, kah tepiniyor, bu tepinmeyi köpüklü suların içinde de top oynayarak, ellerini kollarını oynatarak sürdürüyorlar.

Onlara, diğer insanlara, denize, dalgalara, bulutsuz beyazımsı mavi gökyüzüne ve her yeri kaplamış sonsuz ışık kaynağı, her yeri kavrum kavrum kavuran güneşe bakıyordum. Denize tatilde olmama rağmen girmedim, giremedim. Bu kalabalık güruh içinde nasıl girecektim denize, nereden girecektim. Kaldığım pansiyondan beş dakkalık yürüme mesafesinde ama, uygun değil koşullar bana göre.. Dolaşmak, hiç değilse çay bahçesine oturup denize ve kumsala karşı seyretmek insanları, doğayı, denizi, martıları, gelip giden arabalı vapurları daha keyif veriyor bana.

Bir tahta masaya oturdum. Plastik sandalyeler canımı sıktı. Masada cam bardaklar öyle bırakılmış. Kül tablaları sigara izmaritleri dolu. Bu pandemi koşullarında bu insanlar dikkatsiz bir yaşam içindeler. Kurallara uyan olmadığı görülüyor. Ben, maskemi her yerde yanımda taşıyorum. Ancak bir şey yerken içerken çıkarıyorum. Tatilde bile insanlarla fazla temas kurmamaya çalışıyorum. Ama bakıyorum kimsenin bu ölümcül virüsü ciddiye aldığı yok. Vakaların yine artışa geçmesi, ölümlerin artması bunların umrunda olmuyor, tuhaf şey. Bir bıkkınlık mı var acaba insanlarda, anlamak da tam mümkün değil..

Tatilim rezil oluyor. Yoğun sıcaklıklar sayfiye yerlerini iyisinden kavuruyor. İstanbul’da olsaydım daha rahat ederdim. Gideceğim, oturacağım yerler, dolaşacağım kitapçılar, galeriler olacaktır. Ama sayfiye yerlerindeki insanların kendilerini salmış vaziyetleri doğrusu beni rahatsız ediyor. Tembel, aylak, sorumsuz insan kalabalıklarını yarı çıplak görmek huzursuzluk yaratıyor bende..

Sıcaklık da git gide artıyor, bıktırıcı, dayanılmaz bir hal alıyor…

Bir Cevap Yazın