Bir Ressamla Konuşma

Burak Potur

Sıcaklar almış başını gidiyor. Parası olanlar deniz kenarlarında, daha çok parası olanlar da Bodrum gibi sosyetik mekanlarda denizin, kumun ve güneşin tadını çıkarıyor, çıkarırken de nazlanarak, sızlanıyor ve sıcakların çok fazla olduğunu, söylüyor. Oysa nüfusun büyük bir kısmı sayfiye kavramına bile uzak. Bulundukları yerlerin parklarına, bahçelerine ancak gidebiliyorlar, ancak oralarda, denize bakarak veya İstanbul’daysalar adalara giderek oralarda yeşilin ve mavinin dinlendiriciliğinde huzur arıyorlar…

Ben de bir sayfiye yerinde bir çaybahçesinde otururken, aynı zamanda bir ressam dostumla çay içip konuşuyordum. Arkadaşım çocukluğundan beri resimle uğraşıyordu. Başka bir işle uğraşmamış, ressam olarak hem kendi hem de ailesinin maişetini resimlerini satarak çıkarmaya çalışıyordu.

Resim piyasasının zorluklarının farkındaydık. Yeni kavramsal galeriler açılıyordu açılmasına ama, bu daha çok sosyetik galerilerdi. Zengin ailelerin çocukları veya büyük sermayeye yaslanmış uyanıkların açtığı galeriler vardı. Bu galerilerde daha çok özel üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde eğitim alan yeteneksiz kişiler sergi açıyordu. Yaptıkları resimler belki resim bile denilemeyecek çoğaltmalardan ve dijital çıktılardan oluşuyor veya fotoğraflardan meydana geliyordu.. Bu yeteneksiz azınlığın yönlendirdiği sanat ortamı da, gerçek sanatçılara kapalı hale gelmiş, giderek bu gerçek sanatçı ruha sahip üslup sahibi ressamlar kıyıda köşede kalmış, resimlerini satamaz olmuşlardı.

Arkadaşım, çok zor diyordu, ressam olmak çok zor. Nasıl geçineceğiz bu zamanda, diyordu. Haklıydı. Nasıl geçinebilirdi bir ressam?.. Sanat galerilerinde sergi açmak kolay değildi. Kaç galeriye gittim, sergi açmam için para istedi, bazıları, para istemeyenler anlaşma şartı koşuyorlardı, diyor. Başka yerde sergi açamayacaktım, satılırsa yarısını alacağını, söylüyor. Başka yerde sergi açmam, o galerinin oluruna bağlı, satış olma durumunda da yüzde yirmibeşini de ayrıca alacağını, söylüyor. Gençler buna yöneliyorlar çaresiz. Ama böyle, sadece bir galeriyle anlaşmalı bir duruma kendimi sokarsam, ne para kazanabilirim, ne de resim yapabilirim.

Haklıydı arkadaşım. Çok zordu koşullar. Ressam olmak, resim yapmak ve resim satmak fevkalade zorluklarla doluydu. Özellikle genç ressamlar için bu daha da büyük zorlukları kapsıyordu. Arkadaşım da altmışına yaklaşan yaşının etkisiyle artık bıkmıştı. Resmi severek yaptığını, kendine göre yorumcu bir kimlikle manzara resimleri oluşturduğunu bildiğim arkadaşım, git gide daha az resim satabildiğini, söylemekteydi.

Şöyle insanlara bakıyorum oturduğumuz çaybahçesinde, herkes kendi havasında. Çay içiyor sohbet ediyorlar. Sürekli havadan sudan konuşuyorlar. Dedikodu yapıyorlar, dedikodu üretiyorlar. Tek dertleri para kazanmak, harcamak, tüketmek, gezmek, eğlenmek..

Ben, diyor hayatımı koydum sanat uğruna. Sanat algılaması da gitgide köreldi. Ressam ressam olmaktan çıktı, görsel bir illüzyoniste dönüştü. İşim daha da zorlaştı, diyor arkadaşım haklı olarak…

Güneş iyisinden ısıtıyor, dalgaların sesi geliyor oturduğumuz yere, insanlara bakıyorum herkes kendi havasında, yiyorlar, içiyorlar, eğleniyorlar…

Bir Cevap Yazın