Bir Şairin Bir Günü

Ali Lokmacı

Ben bir şairim. Dahası şiir kitabı çıkarmış bir şairim. Boş zamanlarında şiir yazmaya çalışan ve kendini şair olarak nitelendiren biri. Şiir benim içim yaşama biçimi. Öyle denir ya.. Önemsemek için şiiri veya başka bir konuyu. Tiyatrocuya sorarsınız o da öyle der, ressama sorarsınız ressam, yaşama biçimi, der. Bir muhasebeci veya doktor, çöpçü, masabaşı memuru, öğretmen, ‘yaşama biçimi’ demez.

Şiirlerimi herkesten saklamaya çalışıyorum. Genelde kafelerde, deniz kenarlarında metruk kahvelerde, az sayıda insanın oturduğu, İstanbul’un güzel, estetik silüetini gören yerlerde, yanımda taşıdığım defterime yazmaya çalışıyorum. Yazdıktan sonra da mutlaka bilgisayarda temize çekiyorum. Çekerken de yine kafama göre gerekli değişiklikleri yapıyor, yapmadan önce de sevdiğim şairlerden, özellikle Türk şairlerinden Yahya Kemal’den, Necip Fazıl, Orhan Veli, Nazım Hikmet ve de elbet Ahmet Haşim, Cahıt Sıtkı, Ziya Osman Saba gibi şairlerle ve mutlaka, Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan, Edip Cansever, Turgut Uyar gibi şairlerden rastgele bazılarının şiirlerini okumaya çalışıyorum.

Bunlar büyük ustalar.. Onların şiir pınarından beslenmek bana ilham veriyor. Mutlaka onların şiir kitaplarını yanımda taşırım. Şiir üzerine deneme kitaplarını da mutlaka okurum. Şiir yanında, şiir üzerine denemeler, notlar da yazmaya çalışırım defterime.. Keza, çevresel gözlemlerimi de aktarırım defterime..

Sabah erken kalkarım. Uzun yıllardır böyle. Evlenmedim, ailemden de uzak yaşıyorum bu şehirde. İki odalı bir evde, uzun yıllardır aynı evde kiracıyım ve ev sahibim de anlayışlı, sanatsever bir insan. Bir ortaokulda matematik öğretmeniyim. Öğrenciyken matematiği seviyordum. Ama kitap okumayı, özellikle şiirle ilgilenmeyi de seviyordum. Edebiyat dergilerine şiir gönderiyordum, bazıları da zaman zaman yayınlanıyordu. Meslek olarak, hayatımı sürdürmek için matematik öğretmenliğini seçtim. Başka bir şey yapamazdım. Para kazanmak için. Yirmi yıldır matematik öğretmeniyim. Ama kendimi şair olarak tanımlıyorum. Şiir kitabımı kendi paramla çıkardım. İkinci şiir kitabı için çalışmalarım devam ediyor.

Şimdi öğle sıcağını hissettiğim bu zamanda, denize doğru oturmuş, önümde Cemal Süreya’nın Üvercinka şiir kitabı, sonra defterim ve notlar alıyorum. Diğer masalarda oturanlar ne kadar rahat ve neşeli görünüyorlar. Dertleri tasaları ne acaba, diye düşünüyorum içimden. Hiç şiir kitabı okumuşlar mıdır.. Şiire nasıl bakarlar. Şair onlar için ne anlama gelir..

Şairlerin toplumda yalnız ve tek başlarına olduğunu biliyorum. Okuldaki arkadaşlarımla bile tam anlaşamıyorum. Günlük sorunların ağı içine sıkışmış veya yakalanmış durumdalar. Onlarla konuşacak bir şeyim yok. Bu yüzden de doğru düzgün arkadaşım yok. Bir iki şair arkadaşım, bir ressam arkadaşım var. Zaman zaman onlarla oturup konuşuyorum. Onlar beni anlıyorlar. Ben onları anlıyorum.

Güneş çok güzel bugün. Isıtıyor, terletiyor. Dalgaların sesini yüreğimde hissediyorum. Kuşlar, martılar uçuşuyor denizin üzerinde.. Kayıklar, tekneler, vapurlar var.. Zaman zaman da büyük şilepler, tankerler geçiyor uzaktan. Hareket, buna hareket demek lazım. Durmadan bir devinim var her yerde…

Bir Cevap Yazın