Vakti Boşa Harcamak

Turgut Görgülü

Her sabah erken kalkıyorum artık. Belki yaşım altmışa dayandığı için. Altmış yaş, eski tarihler söz konusu olduğunda bu çok ileri yaş demek. Ortalama yaşın otuz kırk olduğu zamanlardan, seksenler olduğu zamanlara gelindi.

Kendimi genç hissediyorum. Emekli ol, emekli ol, diyorlar ama.. emekli olup ne yapacağım? Başta eşim, oğlum, kızım olmak üzere, hemen herkes emekli olmamı istiyor. Ben de bu insanları anlamıyorum. Ciddi mi söylüyorlar, yoksa laf olsun torba dolsun diye mi bunu söylüyorlar, anlamak mümkün değil.

Türkiye’de vardır ya, erkek çocuk biraz büyüyünce çevre baskısıyla evlendir, evlendir, derler. Aslında kimsenin umurunda değildir de, işte laf olsun torba dolsun, kabilinden bunu, bir dedikodu malzemesi olarak söylerler.. Ben, bu emeklilik meselesini de böyle aldığım için, doğrusu ciddiye de almıyorum.

Evden kaçmak, dışarı zar zor atmak istiyorum bu gibi yüzeysel konular ve dedikodular açıldığında. Zaten çevremde de okuyan insan olmadığı için, benim kitap okumam nedense insanlara batıyor. Yakın uzak bütün çevremdeki, üniversite bitirmiş olanlar dahi, okumam konusunda olumsuz düşünüyorlar. Neden.. Fazla kitap okuyormuşum. Kafayı üşütebilirmişim.. Yahu bu güne kadar üşütmediğime göre, bundan sonra nasıl üşüteceğim. Seviyorum kitap okumayı. Dedikodu yapmak veya kalabalıklarla oturmak, televizyon izlemek bana göre değil. Televizyonda da ancak tartışma programlarını izliyorum. Kayınvalde kim kimi aldattı, magazin programlarını izliyor. Onlar rayting yapıyor. Basitin basiti işler. Bana göre değil. Diziler keza.. Bir iki diziye başlamıştım kışın, götüremedim. Eşim kaptırdı gitti kayınvaldeyle.. Ellerinde çekirdekler televizyon karşısında dizileri izliyorlar. Reklam girdiğinde hemen diğerine geçiyorlar. Bütün toplum bu vaziyette. Herkesin fanatiği olduğu diziler var. Vakti böyle boşa harcadıklarının farkında değiller. Bana vaktimi kitap okuyarak boşa harcadığımı, söylüyorlar, anlamak mümkün değil..

Ben, dedim, gidiyorum. Tabi eski kıraathaneler kalmadığı için, dışarıya çıktığım zaman oturacağım yerler kafeler oluyor. Daha çok da gençlerin gittiği Starbucks, Cafe Nero gibi yerlere oturmak istiyorum, veya bazı pastanelere.. Bu pastaneler ve elbet dünya standardındaki kafeler hem uygun, hem düzenli ve standart.

Çıkmak, gitmek, bir yerlere oturmak, gaste okumak, kitap okumak, yazılar yazmak.. Gördüklerimi ve duyduklarımı yazıyorum zaman zaman not defterime. Sonra o yazdıklarımı okuyorum ve mutlu oluyorum. Daha çok okuduğum kitaplar zaten edebiyat kitapları. Hikaye ve romanlar. Zaman zaman da şiir okuyorum. Zaman zaman aldığım edebiyat dergilerindeki şiirleri okuyorum, bir de şiir tarihimizin ustalarının şiirlerinden önde gelen şiirleri okuyorum. Çok hoşuma gidiyor. Başka bir anlatım, görme, duyma biçimi şiir. Normal yazıyla anlatıma benzemiyor. Bambaşka bir bakış açısı ve değerlendirme biçimi doğrusu..

Ruhumda denize, suya, göle, gökyüzüne, adalara, karşı bir zaafım var herhalde. Deniz kenarına iniyorum. İnsanlara bakıyorum. İnsanları hep şişman görüyorum. Durmadan bir şeyler yiyorlar. Durmadan yiyorlar, içiyorlar. Bu kilolar böyle oluşuyor. Kadınlar geniş kalçalı oluyorlar orta yaşlara ulaştıklarında, erkekler de göbekli.. Göbekler önde yürüyorlar. Kadınlar da lambur lumbur sallana sallana.. Adeta dişi goril gibi bir sağa bir sola eğilip bükülüyorlar. Erkeklerin kollar arkada, başlar yere eğik, göbekler fırlamış da fırlamış.. Sokaklar, caddeler, sahiller bu tip insanlarla dolu. Bir gençler biraz farklı..

Dışarı fırladım. Sokaklar, caddeler kalabalık. Kalabalığı yaratan daha çok araçlar. Otobüsten, kamyona, tıra, minübüsten, otomobile her türden araç ipini koparmış vaziyette caddelere, sokaklara, sayfiye yerlerine, kıra, dağa, taşa vurmuştu kendini.

Dışarı çıkıyoruz ama gürültüye.. araçların klaksonları, en çok onlar, büyük ve karmaşık gürültüler halinde gökyüzüne yayılıyor, apartmanların pencerelerine çarpıp kulaklarımızı parçalıyordu. Kuşlar bile ürküyor, kaçıyor, gökyüzünün bulutlara yakın kısımlarına kadar çıkıyorlardı, bu bozuk akort gürültülerden kurtulmak için. Bir kargalar yakından, ağaçların üzerinde, kaçmadan şehre, sokaklarına yakın duruyorlardı.

Vakitler boşa harcanıyordu. Gidenler gelenler, oturanlar kalkanlar.. Vakitler boşa harcanıyordu…

Bir Cevap Yazın