Yaşlı Bir Kadına Bakıyorum

Duygu Yolalan

Özbekistan’dan geldim bu adaya. Denizi ben hiç görmedim. Doğal olarak denizi de sevmedim, sevmiyorum. Ama Özbekistan’ta koşullar zor, zor geçiniyoruz. Bu yüzden buraya aracılar vasıtasıyla geldim. Yaşlı insanlara bakmak kolay değil. Bir de lanet, nemrut ve suratsız, sürekli emretmekten hoşlanan bir yaşlıya, yine o yaşlıya eşlik eden kızı, oğlu, akrabası, kocası, karısı varsa.. Bir derde, bir çileye dönüşüyor hayat. Özbekistan’da çok mutluydum. İki yıldır Türkiye’deyim. Ama mutlu değilim. İki çocuğum var, kocamdan ayrıldım. Akrabalarım, arkadaşlarım hep Özbekistan’da.. Dil Türkçe olsa bile buranın Türkçe’siyle insanlarla tam olarak anlaşamıyorum. Dilin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlıyor insan. Anadil çok önemli. Oturup rahatlıkla sohbet etmek bambaşka birşey.

Elbet para kazanmak ve paranın çoğunu Özbekistan’a, aileme göndermek için geldim Türkiye’ye. Burada aldığım parayı Özbekistan’da kazanabilmemiz mümkün değil. Fakir bir ülke Özbekistan. Kaynaklarını hala kendisi kullanamıyor. Onun için Özbek halkının çoğu başka ülkelere gidiyorlar para kazanmak için. Türkiye’ye gelebilmek ve çalışabilmek çok büyük bir avantaj bizim için.

Bu çok güzel de.. Bir de sıla acısı olmasa.. İnsan kendini bazı şeylere karşı yoksun hissediyor, acı duyuyor. Anadan atadan, çocuktan ayrı kalmak, aylarca, yıllarca memlekete gidememek durumu belki Alamancı Türkler daha iyi anlıyorlardır. Kolay değil. Memleketten uzak kalmak, fakir bile olsak uzak kalmak kolay değil. Ben de belli bir süre sonra Özbekistan’a dönmek, aileme kavuşmak ve onlarla sürekli kalmak, muradım bu. Ama hemen olmuyor, hemen istediklerimiz gerçekleşmiyor. İsteklerimiz gerçekleşmesi için çalışmamız, birikim yapmamız gerekiyor. Onun için de yapabileceğimiz şey, buradaki zengin yaşlılara bakmak.

Şimdi bu adaya geldim. İstanbul’da kalmak istiyordum, ama orada ilk gittiğim yaşlılar, yazları adaya gidiyorlar. Ben de denizi de sevmiyorum, ada gibi her tarafı deniz olan bir yerde kalmak da istemiyorum. Korkutuyor beni dalgalar. Gece karanlığı çöktüğü zaman, o dalga sesleri, kayalıklara vuran dalgaların çıkardığı sesler, uğultular hepten uykularımın kaçmasına sebep oluyor. Kurtulamıyorum bu seslerden, rüyalarıma giriyor. Ada bana göre değil. Özbekistan denizden çok uzak. Hiçbir zaman ben denizi görmedim. Sağlam yere bastık. Göller, nehirler var ama, deniz, o sonsuz mavilik, dalgalar yok..

Yaşlı, dırdırcı, şişman, yemeğe düşkün bir kadının yanındayım. O kadar çok akrabaları, kızı, oğlu, torunları olduğu halde, kimse gelmiyor yanına. Parası bol kadının. Ara sıra uğrayan akrabalarından biri var. O denetlemeye, kontrol etmeye geliyor ve gidiyor. Ev geniş, güzel ve genişçe bir bahçe, bahçede de birçok ağaç var. Bahçeye de bakıyorum. Mutsuzum ama, yalnız ve mutsuz.. Odama çekildiğim zaman kitap okuyorum. Öyle biraz rahatlıyorum. Haftada bir sabahtan akşam ezanına kadar çıkıp dolaşıyorum da nereyi dolaşacağım. Dolaşacak, oturacak yer de yok. Kendi memleketimden insanlarla buluşuyorduk İstanbul’da. Burda o da yok. Burda parka gidiyorum. Oturuyor çevreye bakınıyorum, gidip gelene, çocuklara, genç bayanlara bakıyorum. Bulutlara, denizin dalgalarına. Sevmediğim dalgalara ve koyu mavi denize..

Başka çarem yok. Bu yaşlı ve huysuz kadına bakmak zorundayım para kazanmak için. Mutsuzum, yalnızım ama çalışmak zorundayım. Yine de zaman zaman bir işim olduğu için şükrediyorum. Yaşlı, huysuz, sürekli dırdırcı ama onun sayesinde para kazanıyorum…

Bir Cevap Yazın