Mekanlar ve İnsanlar

Burak Torunoğlu

İnsanlar ve mekanlar hep ilgimi çekti. Mekanların içine sıkışmış bir ömür sürüyor ve aynı duygular ve düşüncelerle, popüler kültür ortamında yaşıyor bu sokakta rastladığım insanlar. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, kızı, kızanı.. Yarı maskeli yüzler, çizgilerin karakterlerini gizliyor ve karakterler, ruhlar daha çok gözlerin gizli bakışlarında kendini gösteriyorsa da.. sonuç itibariyle bu insanların mutsuz ve geleceksiz olduklarını düşünüyorum ben.

Sait Faik zamanları çok geride kaldı. O zamanlar İstanbul’un nüfusu neydi ki.. Belki beş yüz bin, fazla değil. Sakin bir şehir o zaman buralar ve belki Kadıköy’de doğru düzgün insan ve elbet onu saracak mekanlar, binalar, köprüler, parklar yoktu.. Ellili yıllar İstanbul’unda yok yoktu. Ama aynı zamanda da var vardı.. Her şey daha azdı ve o azlık içinde bir çokluk, doygunluk yaşanıyordu.

Az insan vardı belki ve mekanlar şimdiki gibi bir sıkışıklık ve bunalım içinde değildi. Geniş caddeler içindeki tek tük parklar ve tarihi apartman ve köşker çevresinde örgülenmiş yeşilliklerle insanlar nefes almanın ve huzuru duymanın eşsiz lezzetine ulaşıyorlardı.

O zamanın edebiyatçıları da daha içten ve naiftiler. Şimdikiler gibi kaşarlanmamış, popüler kültüre teslim olmamış, para için yaratıcılıklarını ve ruhlarını satılığa çıkarmamışlardı. Güzellikler daha fazlaydı eskiden. Eskiler bitpazarlarında satılan şeyler değildi.

Eski zamanlarda, hiç değilse 1950’lerde, Sait Faik‘in döneminde yaşamak isterdim. O dönem İstanbul’u, camileri, köprüleri, meydanları, yarı gelişmişliği ve naifliği, insan sıcaklığıyla bambaşkaydı. O zamanlar Muzaffer Tayyip Uslu zamanlarıydı bir anlamda. Özgün ve güzel şiirlerin zamanıydı. Gökyüzüne bakınca güzel bulutları o şiirleri de okuyunca daha iyi görüyor ve anlıyordum. Zaten görmek bir noktadan sonra anlamaktı. Anlamak için de görmek gerekiyordu. İyi görmek..

Kalabalık sokaklarda, bozuk kaldırımlarda, araç trafiklerinin içinde yürümek, bir yere oturmak canımı sıkıyor. Zaman zaman da tuhaf ve içinden çıkılmaz bir yaşama mutluluğu duyuyorum, hissediyorum içimde. Ama ölüm gerçekliği bütün güzel şeyleri, zamanla birlikte ve yaşlanma gerçekliğiyle birlikte değişiyor, değiştiriyor insanı. İnsan sürekli değişen bir varlık. Sürekli değişiyoruz. Değişim de bizim elimizde olmayan bir durum.

Gökyüzü mavi mavi olmasına. Şairler unutuyorlar yaşadıklarını zaman zaman. Mekanlar ve mekanlar. Farklı mekanlar, semtler, yerler, insanları belirliyor. Düşüncelerini, düşlerini, geleceklerini ve yaşama biçimlerini belirliyor. Deniz kenarı insanlarıyla, taşra insanları, denizsiz insanlar bir değil. Farklı karakterler olarak ortaya çıkıyorlar. Kadınların olduğu mekanlar ve toplumlarla, kadınsız mekanlar ve toplumlarda yine bir değil.. Farklılıkları var. Daha narin, daha estetik oluyor kadınların varolduğu yerler, kişiler. Mekanların kadınsı özelliği onları daha estetik yaparken, kadınsız toplumlarda mekanlar da estetikten nasibini alamıyor.

Ellili yıllar daha estetik, daha naif, daha şiirsel olduğu için belki de, daha insani geliyor bana ve beni kendisine çekiyor…

Bir Cevap Yazın