Gece, Neonlar ve Otomobil

Ayşe Keremoğlu

Kaldırımda yürüyordum. Karşıma birden çıktı. Klasik otomobillerdendi. Sevdiğim otomobillerden. Bir an durdum baktım. Güzel ve estetik görünüyordu. Sevimliydi. Yanına yaklaşıp baktım baktım.. Camları, lastikleri, aynaları, neonlarla birlikte kavisleri parlıyordu. Karanlığın içinde genç kızlar neşeli kahkahalarla bir yerlerden geliyorlar ve evlerine gidiyorlardı muhtemelen.

Ben de bir kahve içimi için kafeye gidiyordum. Kitabımı okuyacak, gelen geçenleri seyredecektim. Oturan insanlara da çaktırmadan bakacak ve onlar hakkındaki kişisel düşüncelerimi de defterime not edecek ve sonra oradan da bir kısa hikaye çıkaracaktım.

Seviyordum insanları izlemeyi. İlla onları izleyecektim. Bir köşeye çekiliyor, kitap okuyor gibi yapıyor ve kafeye giren, çıkan, oturan, konuşan insanları gözlüyor ve dinliyordum. Şimdi oturuyorum, yola yakın bir masaya oturdum kahve aldıktan sonra.. İşte şişman, yaşlı beyaz saçlı, aksayarak ancak yürüyen bir kadın, yanında Orta Asya’dan, muhtemelen Özbek yardımcısı bir kadın vardı. Yardımcı oluyordu. Bunlar iş bulmak için Türkiye’ye, özellikle İstanbul’a ve buranın da zengin semti olan Bağdat Caddesi civarına geliyorlardı. Birileri bunlara aracılık yapıyor ve zengin, hali vakti yerinde yaşlılara yatılı olarak bakıyorlardı.. Tın tın çekip gittiler dar kaldırımdan. Arabalar vızır vızır geçiyordu. Motorlar, kuryeler, kay kaylar, sukuterlar, bisikletler.. Her taraf araçlarla doluydu ve her birinin de kendine özgü sesleri vardı, kah kulakları tırmalıyor kah kulaklara başka seslerin ilhamını veriyordu. Ben bu seslere alışıktım, doğrusu seviyordum bu sesleri. Yaşadığımı hissediyordum. Kentte olduğumu, adeta onunla birlikte nefes aldığımı, hareket ettiğimi duyumsuyordum.

Gündüzleri daha çok seviyordum sevmesine ama, gecenin de dinginliği, farklı renkleri ve gölgeleri vardı. İnsanlar başka başka algılanıyor, sesler gökyüzüne daha başka tınılarda çıkıyordu. Sonra o ışıklar, neonlar, ampuller, letler.. türlü ışık kaynakları bir kaynaktan beş yüz kaynağa dönüşüyor, kaldırımlarda, binaların yüzeylerinde, insan bedenlerini saran elbiselerin bin bir kıvrımında farklılıklar kazanıyordu.

Çekti gitti yaşlı kadın ve bakıcısı. Ağır ağır ilerlediler. O ara yüzlerce araba, motor, kurye, sukuter da kendine özgü ses ve görüntüleriyle çekip gittiler baktığım açıdan. Birkaç tane uçak, bir helikopter, çokça martı, karga, serçe de çekip gittiler başka yerlere doğru. Sağımdaki küçük masada iki kız oturmuş lak lak ediyordu. Üniversiteden bahsediyorlardı. Zayıfları olduğundan. pandeminin dersleri zorlaştırdığından ve kalmaması gerektiği derslerden kaldığını, şimdi yüz yüze eğitim döneminde daha iyi notlar alacağını söylüyordu sarı saçlı, gözlüklü olanı, sıska ve çelimsiz olana..

Otomobil vitrinde gibi duruyordu karanlığın ışıksallığı içinde. Çok güzel ve sevimliydi. Oturduğum yerden de görüyordum onu. Önünden çoğu genç insanlar geçiyor, hayran hayran arabaya bakıyorlardı. Işıklar yanıyor sönüyor, etrafı, otomobil dahil mavi bir canlılığa dönüştürüyordu.

Şöyle bir baktım kafenin tamamına.. koyu sohbetlere dalmış çoğu genç, kızlı erkekli kalabalık bir topluluk görüyordum. Konuşuyorlar, gülüşüyorlar, eğleniyorlar, çay kahve içiyorlardı.

Otomobilde kalmıştı aklım.. Mavilikler içindeki otomobilde…

Bir Cevap Yazın