Sanat Dünyasının Gerçekleri

Yasemin Kuşluk

Sanatın sorunlarını konuşmak için oturmamıştık masaya. Çevre kalabalıktı. İnsanlar hep kendi sorunlarını, görüşlerini, gözlemlerini, geçmiş ve geleceklerini anlatıyorlar ve rahatlıyorlardı. İnsan nedir ki? diye kendi kendime sorsam, bir dedikodu varlığı derdim. İnsanlar sürekli konuşuyorlar, ne de çok boş konuşuyor insanlar. Bütün hayatları yalan dolan üzerine kurulu. Bunun sanat dünyasında olması da acı, ama gerçek.

Çevre kalabalık, kulak kabarttığımda saçma sapan mevzular üzerinde bıktırıcı ayrıntılar üzerinde duruyorlar. Hayatın takıntılı ayrıntılarını anlatmak, bildik mevzular üzerinde sürgit devam etmek, başka bir şey yapmıyorlar.

Masada da güya sanattan konuşuyoruz. Üslup, taklit, piyasa, koleksiyoner.. Püh! Hepsinin palavra olduğu belli. Pandemi sanatı da bitirdi. Sanat zaten bitmemiş miydi.. Resim sanatı hep zaten taklit üzerine kurulu değil miydi. Kimi asistanlarına İstanbul resimleri yaptırıp yüksek fiyatlarla satıyor, kimi güneşten beslenmiş resimlerle güya mitolojiden etkilenerek sosyeteye bulaşmaya ve milyon dolarlara ulaşmaya çalışıyor, kimi de yerlerde sürünüyor, git gide sefalet içine sürükleniyor.

Masa kalabalık. İnsanlar birbirlerine kendilerini öne çıkararak bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Ben şöyle yaparım, ben böyle yaparım. Sanatım çok ilerde, sanatımı tam anlayamıyorlar. Bu ülkede sanatımı kabul edecek düzeyde insanlar yok. Koleksiyonerler bile bu işlerden bir şey anlamıyorlar. Ne ki onların kültürleri.. Resimleri de satmak için alıyorlar zaten..

Çaylar geliyor.. tazeleniyor.. Sanat eğitimi ve sanatın sorunlarını, sanatçının haklarını ve geleceğini konuşuyoruz. Gidenler gelenler ve masalar kalabalıklaşıyor, araç gürültüleri, ağaçların yapraklarının hışırtısına karışıyor. Bir kez daha anlıyorum sanat dünyası diye bir dünya yok, hepsi hayal dünyası..

Sonra İsviçre’de yaşayan biri geliyor yine masaya oturuyor. Okuldan mezun olduktan sonra İsviçre’ye gitmiş ressam olarak.. Diyor ki, birçokları zaten ressam olarak Avrupa’ya kapağı atmaya çalıştı ve oralarda varlık kazanmaya başladı ve sanatçı olmak için de her türlü numara ve aktivitelere katıldı. Bazıları bunu gerçekleştiremedi.. Gitti ve adapte olamadan geri geldiler. Oralarda sanatları tutmadı çünkü. O ülkelerin sanatlarına uygun sanatlar yapamadılar..

Kadın diyor ki yurtdışında sanatsal başarı çok zor. Sanattan anlayan insanların sayısal olarak belki var ama, herkes çevresinden birilerinin eserini alıyor, onu destekliyor. Hiç tanınmayan, bilinmeyen, bir de yabancı biriyse onun resimlerinin alınması söz konusu bile olmaz. Bazıları yurtdışının çok iyi, güzel, paralı olduğunu, söylüyor ama, İsviçreliler daha cimri bizimkilerden.. Bizimkiler de parayı daha çok yemeye içmeye harcıyorlar. Kültür olmadığı için, ne yapacaklar.. Yemeye harcayacaklar.. Sanat ortamı denilen şey hemen hemen her yerde aynı…Yani kişisel ilişkilerle dönüyor bütün hikaye.. Tanıdığın varsa, sokaktaki bir adamı bile ressam yaparsın. Resim o kadar ayağa düştü.. Özelikle geri kalmış toplumlarda.. İşte anlatıyor masadaki ressamlardan bazıları.. Sokaktaki birini bile ressam yapmak kolay. Zenginler için de galerici olmak bir statü elde etme durumuna dönüştü, diyor. Ressam olmak kolay. Bunun için özel üniversitelere gidersin, ressam olursun, diyor. Yeter ki çevren olsun, sanat piyasasına kolay girersin, diyor.

Kalabalık arttıkça artıyor. Masa da doldukça doluyor. Sanat ve resim üzerine konuşuyoruz. Resmin bittiğine inananlar da var. Ama bu kadar güzel sanatlar fakültesinden mezun olan ressam adayları ne olacak o zaman?..

Bir Cevap Yazın