İstanbul’un İçinden

Ümit Gezgin

İstanbul denince aklıma tarih olduğu kadar sanat da gelir. Kendine özgü bir sanatsal varlıktır İstanbul. Onu yaşamak, gözlemlemek, hissetmek gerekiyor. Ben de hissetmek, her gün dolaştığım yerleri bir kez daha dolaşmak, İstanbul’u gezmek için bir vapur yolculuğuyla Eminönü’ne geçtim. Eminönü, tarihten gelen gerçekliği ve estetiğiyle çok önemli bir mekan, çok önemli bir tarih ve estetik olarak karşımda duruyordu..

Haydarpaşa’nın restorasyonunu , önündeki Osmanlı yapısı iskeleyi görerek ilerliyordu vapur. Çok güzel bir güneş, hem ısıtıyor, hem de ışıl ışıl yapıyı aydınlatıyordu. Gölgeleri yapının denizin kıpır kıpır güneş çırpıntısıyla daha belirgin ve empresyonist kimlikle uzanıyordu.

Vapur aheste aheste ilerliyor, tarihi İstanbul’u uzaklarda görüyorduk. Kalabalık vapur, dünyanın her yerinden insan kalabalığını taşıyor, herkes İstanbul’da olmanın neşesini, mutluluğunu yaşıyordu adeta gözlere sinen meraklı bakışlarla..

Koskoca Haydarpaşa Garı’nın yanında uzanan, devasa hangarlar İstanbul’a yakışmıyordu. Bunların değişik, sanatsal renklere boyanması veya grafiti sanatçıları eliyle süslenmesi gerekirken belediye uyuyordu herhalde. Ayrıca önünde yatan gemiler çok eski zamanlardan kalma bir izlenim sunuyordu.

İstanbul’un her bir tarafı tarihi yapılarla süslüydü. Tarihi yapılar da sonuç itibariyle tarihle bağlantı kurmasının yanında aynı zamanda bir kimlik sahibi olmanın ayrıcalıklı konumunu gösteriyordu. Herkesi de kendisine çekiyordu. Selimiye Kışlası da bunlardan biriydi. Osmanlı’nın görkemli yapısı, İstanbul’un en büyük, en devasa ve ihtişamlı yapılarından biri olmanın onur ve gururunu taşıyordu yüz yıldan fazla bir zamandır..

Vapurdan Kadıköy’e bakış da kendine özgü gerçekliği, estetiği barındırıyor.. Devasa gökdelenler Kadıköy’ün vapurdan görünen silüetine başka bir anlam yüklüyor, gözü yoruyor, sahildeki tarihi yapılarla, Moda’ya doğru ortaya çıkan otel, Kadıköy’ün kimliksiz gerçekliğine kendine özgü bir modernlik havası veriyor. Mavi dalgalar, laciverde uzanan renkler, yeşille harmanlanıyor, gökyüzünün maviliği içindeki pamuk bulutlar ruha şifa ve huzur veriyor. Bütün vapur ahalisi ufka, dalgalara, Kadıköy’e, tek tük geçen martıların çığlıklarına bakıyor..

Bir başka seyirlik ve tarihsel bina da Osmanlı Tıpbiyesi, Haydarpaşa Lisesi, Marmara Hukuk Fakültesi, şimdilerde de Sağlık Üniversitesi olan bina.. Görkemli ve emin bakışlarıyla, tarihten güncelliğe uzanan varlığını, bir kültür taşıyıcısı olarak bilge bir tavırla gösteriyor..

İstanbul kitaplardan öğrenilmez, biliyorum. Yaşanır.. İstanbul’u yaşamak için de onu vapurların küpeştelerinden görmek, dokunmak, algılamak, çizmek gerekir. İşte Yeni Cami’ye yanaşıyor vapur. İstanbul’a kültürel kimliğini veren en önemli dini yapılardan biri olarak Yeni Cami, denizin üzerinde yüzüyor adeta.. Galata Köprüsü’yle birlikte bütünleşik bir varlığa dönüşüyor. Vapur hafiften yanaşıyor. Sallanıyor, kalabalık insanlar adım atarak Eminönü’ne Sirkeci ve Ankara Caddesi vasıtasıyla Divan Yolu’na çıkacak, oradan da Sultanahmet Meydanı’na uzanacaklar. Orası da biliyorum ki dünyanın kültür merkezi. Oraya ulaşmadan, dünyayı ve İstanbul’u anlamak olası değildir. Ben de oraya ulaşarak, hem İstanbul’u ve hem de dünyayı daha iyi anlıyorum…

Bir Cevap Yazın