Benzerliğin Ötesinde Bir Şey: Şevval Başalan ve Erdoğan Zümrütoğlu eserleri benzerliğin ötesinde anlam taşıyor…

Genç kuşak sanatçılarından Şevval Başalan’ın “Katarsis” başlıklı sergisi, Bedri Baykam’ın küratörlüğünde Piramit Sanat’ta sanatseverlerle geçen yıl buluşmuştu…

Sanatçı eserlerinin Erdoğan Zümrütoğlu çalışmalarıyla benzerliği üzerine kamuoyuna duyuru niteliğinde bir metin gönderdi. O metni de aktarıyor ve bu konuda sanat dünyasını benzer, kopye, çalıntı, alıntı vb. konularında tartışmaya davet ediyoruz…

BAZI ESERLERİMİN ADETA İKİZLERİNİ GÖRMEK BENİ ŞOKE ETTİ

(Şevval Başalan-Erdoğan Zümrütoğlu)

Merhabalar ben Şevval Başalan .

Açıkçası şaşkın olmam sebebiyle bu yazıya başlarken biraz zorlanacağım fakat “her koşulda kendim olduğum için” bu konuya da içtenlikle ve objektif bir şekilde yaklaşmak için elimden geleni yapacağım.

Sanat tarihi boyunca ve güncel sanat ortamı içerisinde aynı duyguları hisseden aynı acıyı yaşayan aynı savaşı veren sayısız sanatçı vardır ve olmaya devam edecektir. Fakat her sanatçının dünyaya bakan penceresi ve “delilikleri” nin farklı olduğuna inanan bir insanım. Sanat ortamından bazı insanların yakın dönemde bu aşırı benzerliği fark etmeleri ve bana iletmeleri sonucunda farkına varmış olduğum, gördüğüm andan itibaren beni adeta şoka sokan ve genç bir sanatçı olarak üzen, bence benzerliği aşan bir durumdan bahsetmek isterim. Bu durumu fark ettiğim anda araştırmaya koyuldum…

Şevval Başalan

Sayın Erdoğan Zümrütoğlu’nun ( internet sitelerinde mevcut ilişkili olduğu galerilerin belirttiği tarihleri baz alarak ) 2020 ve 2021 yılında üretmiş olduğu ve özellikle yurtdışında sergilenen 2020 Malat Galeri ‘’No one’s Dreams’’ isimli sergisinden önce varlığını tespit edemeyip izini hiçbir yerde göremediğimiz işlerinin benim işlerimle neredeyse benzerliği aşıp ikizi olan işler olarak görünmeleri, söz konusu bu işleri kendi aktif sosyal medya hesabından paylaşmaması, beni son derece şaşırtmış ve ciddi şüphelere taşımıştır.

Erdoğan Zümrütoğlu

Konuyu detaylı anlamanız açısından kısaca kendimden ve kendimin farkına vardığım günden beri ürettiğim işlerden bahsetmek isterim . Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi, Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar ve Resim Bölümü (tam burslu) ve yine aynı üniversitede aynı bölümde burslu olarak yüksek lisansını devam ettiren bir öğrenciyim. (Tez konum bile bireysel/ toplumsal acılar ve sanatçıların travmatik acılarını, psikolojik analizlerini ele alan araştırmaları kapsamaktadır). 

Şevval Başalan

Kaburgalarımı, ciğerlerimi, kalbimi, vücudumu, bilincimi, bilinç dışımı, ruhumu, hastalıklarımı , kayıplarımı, acılarımı, ailemi, travmalarımı, ellerimi , korkularımı , şiddeti, iliğimi, kemiğimi ,dişlerimi beni dağıtan duygularımı ve beni toparlayan gücümü bu zamana kadar üretmiş olduğum tüm işlerimde en dürüst ve içim dışıma çıkmış bir halde gözlemleyebilirsiniz. ‘’İçim dışıma çıkmış bir halde’’ dememin sebepleri fazla ve anlamlı bir dışavurum barındırmaktadır. Lise öncesi, lise ve lisans dönemlerimde ürettiğim işler hiçbir zaman hocalarımın siparişi değil, ruhumu ve özgünlüğümü ifade etmiş olduğum kendi işlerimdi. Bu her zaman böyle oldu; sayın Bedri Baykam’ın küratörlüğünü yaptığı ve Piramid Sanat’ta açılan ‘’Katarsis’’ isimli kişisel sergim dışında, lisans dönemimde daha mütevazi yerlerde açmış olduğum 3 kişisel sergi ve birçok önemli platformlarda karma sergilerim olmuştur. Tüm sanatsal süreçlerimi farklı tekniklerde ele aldığım ama kendi içinde tutarlılığı, anlamı, mesajı ve özgünlüğü olan işlerimi instagram hesaplarımdan, arşivlerden veya Google üzerinden en önemlisi de ‘’Katarsis’’ isimli sergimin kataloğundan izleyebilirsiniz. 

Çalışmalar: Şevval Başalan

Birçok insanın benim sanatımı tanıması Bedri Baykam’ın küratörlüğünde açılan ‘’Katarsis’’ isimli sergimle olmuştur. Bu sergide 2017-2018 ve 2019 yıllarında üretmiş olduğum kasap kasap gezip fotoğraflayıp gözlem yaptığım ve üzerinde o kadar yoğun çalışıp uzun süre et yiyemediğim, kustuğum ‘’kalıntı serisi’’ ve yine arabesk kültürün en yoğun yaşandığı alan olarak tespit ettiğim ve sırf yeni işler üretmek adına kickbox salonuna kayıt olup uğruna ayaklarımı ve ellerimi çatlattığım ‘’Arabesk Serisi ‘’, ‘’Kolaj Serisi’’, ‘’Gravür Serisi’’ , ‘’kendi çığlıklarımı , astım krizi esnasında tıkanan nefes alışımı, kalp atışımı ağlama ve kahkaha seslerimi barındıran seslerim’’ ve bazıları 8 yaşımda yapılmış olan çeşitli desenlerim, yaşadığım ve şahit olduğum hastalıklar, doktor arkadaşlarımın ameliyatlarından karelerle incelediğim-algıladığım organ parçalarının etkilerini barındıran işlerim yer almıştır. Önemli noktalarım olarak bahsetmiş olduğum dönemler, emeklerim ve ürettiğim seriler, yaşama dair iniş çıkışlar, bir kadın olarak maruz kaldığım birçok yaşanmışlıklar, şiddet ve acıya karşı mücadelem, yaşam karşısında birçok unsura rağmen dik duruşum gibi tüm bu hayati etkenler, belirli bir süreç içerisinde birikip ürettiğim işlerin algımla birlikte olgunlaşıp tam anlamıyla boyut kazanmasıyla kile yönelmişti. Aynı zamanda acıyı da insanın bir olgunluk ve dönüşüm süreci olarak kabul ve reddedişlerim fiziksel ve ruhsal acıyla sevişip biranda tüm bu toplumsal ve insana ait kişisel acılarla savaşmaya hem kendi adıma hem de tüm kadınlar adına başlama sebebim benim sanatım için önemli bir güç olmuştur.

Zaman faktörünün nasıl yaşandığına gelince; Söz konusu heykellerim kendi instagram/facebook hesaplarım aracılığı ile ve küratörüm Bedri Baykam’ın yoğun paylaşımlarıyla 20 nisan 2020 tarihlerinde sosyal medyada yerini almıştır. Bu tarihle birlikte sayın Bedri Baykam ile heykel serisi hakkında olan diyaloglarımız 23 ekim tarihinde açılacak olan ‘’Katarsis’’ isimli sergim için devam etmiştir. Bu bağlamda Baykam’ın kendisi tüm üretim süreçlerimin en yakın şahidi  konumundadır.

Bir diğer önemli husus ise ‘’Katarsis’’ isimli sergimin açılması ve birçok teknikte üretmiş olduğum işlerimin yanında gerçek anlamda bas bas bağıran heykellerimi (birçok heykelde gerek kendime ait gerekse farklı seslerden kayıt aldığım ses efektleri mevcuttur) on binlerce insanın dikkatini çekmiştir. ‘’Katarsis’’ isimli sergim Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet, Aydınlık gibi birçok basılı yayında ve tv de çıkmış olup Yücel Dönmez, Nilgün Yüksel, Yazgülü Aldoğan ve küratörüm Bedri Baykam gibi isimler tarafından yazıları yazılmış olup aynı zamanda yurtdışında Fransa’da ve Almanya’da çeşitli gazetelerde yer almış olup hepimizin aktif kullandığı ve neredeyse bağımlısı olduğu sosyal medya hesaplarında sayısız etiket ve fotoğraflar ile paylaşılmıştır.

Sayın Zümrütoğlu’nun (orjinallerini görmemiş olmama rağmen) bence ‘’ikiz’’ derecesinde benim işlerime benzeyen işleri ile ilgili mevcut verilerin tarihleri, Malat Galeri’nin paylaşımı olan Ekim ayı 2020 ve 2021dir. Ve sayın Zümrütoğlu bu üretmiş olduğu işleri kendi sosyal medyasında paylaşmayı tercih etmeyip, yurtdışında anlaşmalı olduğu galerilerde satışa sunmayı tercih etmiştir. Bunun nedenini bilmiyorum ve anlayamadım. Fakat emin olduğum bir husus var: o da kendi işlerimin paylaşımını 20 Nisan 2020 tarihinde aktif olarak sosyal medya hesaplarımdan yayınlamış olduğumdur.

Geçen sene yoğun olarak bütün basında ve sosyal medyada yer alan sergimin hiçbir işi hakkında ne Zümrütoğlu, ne onun bir galericisi ne asistani ne bir koleksiyoneri ne de bir sanatsever, herhangi bir benzerlik bulgusunu saptamamış veya bana iletmemiştir. Zümrütoğlu’nun işleri paralel olarak üretilmiş olsaydı, herhalde kendisi veya bir tek başka insan ondan haberli veya habersiz olarak bu işlerle benim işlerimin paralelliğini veya ikiz benzerliğini belirtmiş olurdu. En azından benim sergimin duyulduğu zamanlarda bu durum sanat eleştirmeni/tarihçisi/hocalar/yazarlar veya herhangi bir kişi tarafından gündeme getirilirdi. Fakat ne şahsıma ne de bağlı olduğum galeriye bu şekilde bir benzerlik hakkında herhangi bir mesaj ulaşmamış, bir tepki verilmemiştir. Araştırmalarım dahilinde sayın Zümrütoğlu’nun 30 aralık 2019 yılında ürettiği bir büstün kendi instagram hesabından paylaşması dışında söz konusu işler ile ilgili (2020 Ekim ayı dışında) herhangi bir paylaşımı bulunmamaktadır. Tek paylaşımı bir büstün videosu olarak sanatçının hesabında kayıtlıdır. Benim mantığım bana bunu söylüyor.  Sayın meslektaşım bu konuya hangi açıklamaları getirecek gerçekten merak ediyorum. Eğer Erdoğan Zümrütoğlu’nun ülkemiz içerisinde bizlere ulaşmamış, bilmediğimiz, görmediğimiz, yayınlanmamış başka bir kataloğu, küpür, belge ve ipuçları var ise, bunları memnuniyetle görmeye hazır olduğumu belirtmek isterim. Eğer bir yanılgı var ise, ikna olduktan sonra, bu yanılgıyı tüm açık yürekliliğim ile dile getirmeye de hazırım. 

Özetlemem gerekirse kendi işlerimin ilk paylaşımını sosyal medya aracılığı ile 20 nisan 2020 tarihinde bizzat kendim yapmış bulunmaktayım . Heykellerimi ve özgünlüğümü izlemeniz ve algılamanız açısından yukarıda belirtmiş olduğum süreçler ve seriler önem arz etmektedir.  Ve son olarak sanat ve hayat denen bu zor yolculukta, kendi elde ettiğim ve ürettiğim işlerime hem ulusal hem de uluslararası alanda, tüm maddi, manevi ve ticari değerler üstünden sahip çıkarak, doğal haklarımı her yerde koruyacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Yaşadığım duyguları, yaşama bağlanmamı sağlayan,  beni ben yapan ve benim yarattığım işlerde, benim gerçek anlamda kanım, dişim , sesim ve ruhum vardır. Hiçbir zaman gerçekten hissetmediğim bir anda bir iş üretmemişimdir. Tüm heykellerim tüm işlerim zamanı mekanı tekniği fark etmez, benim ruhum travmalarım ve hayatın en temel duygusu olan acılarımla yıkanmıştır . Sanatım benim ta kendimdir. Bu yüzden arkasında durmalı ve hakkımı aramalıyım… Ayrıca Türk Sanat ortamının güvenilirliği ve saygınlığı, etik değerleri açısından bu konunun açıklığa kavuşması bence şarttır. Saygılarımla kamuoyuna duyururum. 

Bir Cevap Yazın