Üsküdar’daydım

Ayhan Kalaylıkaya

Üsküdar’a gitme düşüncesinde değildim. Ama ayaklarım beni adeta Üsküdar sahile götürdü. Kalabalık ve telaş içindeki insanların arasına. Tarihin güncelle karşılaştığı ve tarihin farkında olmadan hayat süren insanların arasına. Aslında İstanbul’da olanların bir İstanbullukla alakalarının olduğunu söylemenin imkanı yoktu.

Tarihi bir bölge, giderek burasını da Beşiktaş, Eminönü veya Kadıköy gibi şehir olarak tanımlamam doğru.. Eski zamanlara Antik Çağ’lara kadar uzanan bir şehir Üsküdar. O kadar eskiye dair bir belge yok. Görmek de mümkün değil. İnsanlar da o kadar eskiye kadar zaten gitmek istemezler. İstemiyorlar.. Günübirlik telaş ve endişelerinin arasında bu insanların tarih yok. Yiyip içip eğlenmek istiyorlar. Yüzeysel düşünüyorlar ve yüzeysel yaşıyorlar. Ne hoş! onlar adına.. Hoş ve boş…

Üsküdar’a gitmek? Tam ne anlama geliyor ben de doğrusu bilmiyorum. Yola çıktım ama, nereye doğru gideceğim. Dahası neresi Üsküdar? Sahil kısmı mı, denizin, yani Boğaz’ın göründüğü..

Skutarin zamanla Üsküdar’a dönüşmüş, nasıl dönüşmüşse.. Tarihte böyle anlatılıyor.. Burada yaşamış binler, yüzbinler ne oldu, nerede gömüldü? Onlar hakkında bilgiler nerede?.. Unutuluyor her şey yavaş yavaş.. İnsanların da umrunda değil zaten..

Tarihsel bir semtte olduğumu gerek tarihi binalar ve camilerden, gerekse de çeşmeler ve bazı küçük camilerin bahçe kısımlarındaki tarihi Osmanlı mezar taşlarından anlıyordum. Yine insanların bütün vurdumduymazlık ve saygısızlıkla bu mezar taşlarının yanından geçtiğini ve sigara izmaritlerini de buralara atmış olduğunu gözlemlemem, doğrusu beni üzüyordu.. Tarihe, tarihten gelen eserlere niye kıymet veremiyorduk? Bunu da tam anlamak mümkün değildi. Bir telaş, bir karmaşa, bir hır gür içinde yaşayıp gidiyordu bu insanlar.. Nereye gittiklerini de tam bildiklerini sanmıyorum.

Meydanda ışıklarda durdum ve birkaç fotoğraf çektim. Her yerden arabalar, otobüsler çıkıyordu. Motorlar motorlar her yerdeydi. Her yerden çıkıyorlardı. Klaksonlar da öyle.. Marketler, lokantalar, kafeler ağzına kadar doluydu. Meydandaki tarihi çeşme restarosyana tabi tutulmuştu. Bu kaçıncı yenileştirmeydi böyle?

Gidenler, gelenler, birbirine bakanlar.. Bakıyorum boğazdan bir sürü vapur, gemi, motor, yat geçiyordu ağır aksak.. Güzel, tatlı bir güneş vardı, hafif dalgalar mavi ve lacivert..

Sahilde, kıyıda, denizi seyrederken telefonlarına bakan insanların arasında durdum, gökyüzüne, mavi sonsuzluk içindeki güzelim bulutlara, sonra boğazın hoş dalgalarına, gidip gelen beyaz vapurlarına ve martılara baktım. Şükrettim, İstanbul’da, Üsküdar’da olduğuma.. Belediyenin ilerdeki, sahilde, Beşiktaş deniz motorlarının kalktığı yerdeki çay bahçesine giderek güzel bir çay içtim karton bardakta…

Bir Cevap Yazın