Tarihi Köşkün Yanında

Serdost Tokatkırı

Köşkün yanındaydım. Devasa bir köşk. Gökyüzüne kadar uzanıyordu adeta. Yanındaki modern binalardan daha yüksekti.

Tarihi bina çürüyor, dağılıyordu. Ragıp Paşa Köşkü burası. Dağılan, çürüyen bir devir ve altında, çimenlere oturmuş şakalaşan gençler bunun farkında bile değiller. Denize, adalara bakıyorlar da, adaların da farkında değiller. Sadece onlar değil, yürüyüşe, koşuya, sağlık için dışarıya çıkmış hiç bir insan, ne Ragıp Paşa Köşkü’nün, ne de karşıdaki adaların farkında.

Bu köşk aynı zamanda Perili Köşk olarak da tanınıyormuş. Ragıp Sarıca Paşa köşkü.. Gençler oturup duruyorlar. Sarıca Paşa’yı bilmiyorlar tabi. Onun 1911 yılında Kosova’da öldüğünü de bilmezler. Nereden bilecekler? Bu bir merak ve araştırma konusu. Her şeyin bilinmesi için araştırma gerekiyor. Adalar için de..

Uzun boylu bir adammış Sarıca Paşa. Sivil paşalardan, diyorlar. Bu nasıl oluyorsa?.. 1857 yılında doğmuş paşa. Mülkiye Mektebi’ni bitirmiş. Paşalığının yanında ticaretle de uğraşmış. Zenginleştikçe zenginleşmiş, Beyoğlu’nda birçok han yaptırmış. Büyük servetlere ulaşmış Sarıca Paşa..

Yürüyorum. Ve bakıyorum köşke. Dağılıyor, yok oluyor köşk. Sarıca Paşa ortadan çoktan çekildi gitti bütün maiyetiyle birlikte. Geride ondan bir şey kalmadı ama, işte köşk duruyor ve köşk de zaman içinde gittikçe yokluğa karışıyor.

Güneş ısıttıkça ısıtıyor ve deniz dalgaları ağaçların oraya kadar geliyor. Sahile, irili ufaklı kayalara vuruyor dalgalar ve martılar da habire uçuşup duruyor.

Köşke doğru yürüyorum. Gençler ağaçların altında. Yürüyenler var sahil bandında, bisiklete binenler.. Bazı sahillerde denize doğru yakınlaşmış ve güneşlenen insanlar var. Hatta denize giren insanlar.

Tarihi köşk de denize doğru kayıyor gibi. Adalara bakıyor, insanlara tepeden bakıyor.

Bir Cevap Yazın