Yürüyüş

Berat Balıkkaya

Deniz kenarında ileriye doğru yürüyordum. Yürümek istiyordum. Evden çıkıp, yürümek, sadece yürümek istiyordum. Bir de deniz kenarında.. Neden deniz kenarında, denizin sonsuz dinginliğini görmek ve duymak isteyerek yürümek istiyordum, tam bilmeden, içgüdüsel olarak yürümek..

Deniz kenarından ileriye doğru yürüyordum. İnsanlar üzerime doğru geliyordu. Göz göze gelmemeye çalıştıklarıma çaktırmadan baktığımda, onlar da benimle göz göze gelmek istemiyorlardı.

İlerde adalar vardı. Adadan ziyade sıra dağlara benziyordu. Tek tük evler vardı üzerinde beyaz ve bulutlar çökmüştü adaların üzerine. Buradan, sahilden adaları anlamak, kavramak mümkün değildi. Sait Faik’in adasını işte görüyordum sahilden, bir diğeri de Ahmet Rasim’le, Hüseyin Rahmi’nin adasıydı, Heybeli ve Burgaz. Orta sabit gibi duruyorlardı. Heybeli iki büyük yazara aynı zamanda bağrını da açmıştı. Onun mezarlığında yatıyordu bu iki büyük yazar. Sait Faik Burgaz’da değildi. Oysa adasının bağrına defnedilmeliydi.

Yürüyordum, ileride köşkler vardı tarihten kalma. Terkedilmiş gibi duruyordu köşkler. Gençler önündeki çimenlere oturmuştu bu nemli havada. Dümdüzdü deniz. Dalga yoktu. Tek tük martı vardı bulutlu gökyüzünde. Güneş batmaya yol alıyordu. Koşanlar, yürüyenler, ağır ağır yürüyenler, oturanlar, bakanlar, deniz kenarında balık avlayanlar vardı. Genel olarak sessizlik egemendi her tarafa. Hava biraz serin gibiydi.

Niye yürüyor bu insanlar? diye geçirdim içimden.

Bir Cevap Yazın