Contemporary İstanbul İzlenimleri

Mengü Gezgin

Pandeminin tam bitmediği zaman içinde böyle bir fuarı aslında özlüyorduk. İnsanların sosyalleşmeye, birbirlerini böyle elit ortamlarda görmeye, belki eserleri görmekten daha fazla ihtiyaçları vardı.

Bir yandan eserlere, tasarımlara, nesnelere bakıyoruz, bunların hepsinin çağdaş sanat eseri olduğunu söylemek pek olasılık değil, ama bu eserler vasıtasıyla insanlarla, sanat eserleri kabul edilen çalışmalar dolayısıyla bu tarihi mekanda bir araya geldik.

Türkiye’deki fakirlik insanların çoğunu acıtırken, burada fakirlik söz konusu değil, zenginlik paçalardan taşıyor. Arabalar, mekanlar, güzel bir Haliç manzarası.. Tarihi Tersane modernize edilmiş, eklemeler, çıkarmalar, panolar ve fuara uygun dizaynla bambaşka bir şey olmuş. Dış cephe de Ahmet Güneştekin’in çalışmasıyla fantastik bir dünya sunuyor insanlara..

Meraklı kızlı erkekli kalabalık, küçük guruplar halinde bir araya geliyor, ayrılıyor, sohbet ediyorlar da ediyorlar…Ayrıca arabaların son marka gerçekliği göz kamaştırıyor. Sınıf bilincinin gelişmediği bir toplumda, fakirler, ezilenler, dar gelirliler, daha neyin ne olduğunu anlamış değiller. Okuma olayının diplerde olduğu bir toplumda toplumsal bilincin gelişme dinamikleri sıfıra yakındır. Çok parası olanlar da gösteri için, pandeminin sıkıştırdığı ruhlarını açmak, özgürce teneffüs etmek, kendi, zengin sınıfından insanları, onların marka elbiselerini, zengin, havalı tavırlarını görmek için buraya geliyorlar. Bir kahvenin yirmi beş, bir makarnanın altmış lira olduğu lüks kafeteryalarında yemek yiyip, bir şeyler içiyorlar.

Bunları gözlemlemek, beni doğrusu biraz arafta bıraktı. Bir yanda büyük sefalet, her akşam televizyonlarda gördüğümüz ve işittiğimiz sefalet, açlık, dar gelirlilik edebiyatı.. Diğer yanda bu korkunç zenginlik, binlerce dolara satılmayı bekleyen, birçoğu satılmış çağdaş sanat (?) eseri çalışmalar. Çağdaş Sanat konusunda uzman değilim ama, çocukluğundan beri bu işin içinde olan biri olarak gerçek sanat eserinin ne olduğunu, nasıl bir emek ve yaratıcılıkla kotarıldığı az biraz bilirim.

Duvara, yere, oraya buraya konan eserlerden ziyade, insanlara, onların tavırlarına, kadınların şıklığına ve zarafetine bakıyordu insanlar. Kadınlar bile göz ucuyla kadınların kıyafetlerine bakıyorlardı, eserlerden ziyade.

Mekanın tarihselliği zıtlık teşkil etse de, güzel, etkili bir devinim sürüp gidiyordu yüksek tavanlı, bol doğal ışıklı, aydınlatmalı tarihsel mekan içinde..

Sonunda böyle fuarların sık düzenlenmesini diliyorum. Damağımızda buruk bir tatla ayrıldık fuardan. Bu fuar zenginlerin birbirlerini ağırladığı, hava alıp hava attıkları bir ortamdı. Sanat eserleri bu havayı, bu hasreti tamamlıyordu sadece…

Bir Cevap Yazın