Bir Yerde Olmak

Berat Tokatkırı

Bir yerde olmak önemli. Elektrik ışıklarının orda, otobüs durağında beklerken, karşıya, minibüslerin, arabaların geçtiği, dört yol ağzında bekledikleri yere, köşedeki Kerem Pastanesi’ne bakıyor, sonra kırmızı, yeşil trafik ışıklarında şaşkın ördek gibi bekleyen kızlı erkekli, genç yaşlı gurubu görüyordum.

Otobüs bekliyordum gelmiyordu veya geldiğinde kalabalık oluyordu, korkup binmiyordum. Kalabalıktan uzak durmak gerekiyordu, özellikle bizim gibi yaşı altmışına yaklaşmış, orta yaşın üstüne çıkmış insanlar için..

Binalar dikkatimi çekti. Binalar hep dikkatimi çekiyor. Kibrit kutusu gibi dizilmişler, dikey, yatay, pencereleri küçük, ışığı az alıyor..

Bir hareket, durmadan bir hareket.. Hareket her yerde.. Yerde gökte sürekli hareketler var. İnsanların yürüyüşleri, araçların, motorların durmadan geçişleri, ışıkların yanışları..

Sonunda az kalabalık bir otobüse çekinerek bindim. Kadıköy’e doğru yollandık. Daha çok öğrenci kalabalığı.. Herkes telefonuna bakıyor. Otobüs tangır tungur ilerliyor.

Kadıköy meydanı bir trafik keşmekeşi içinde. Gidenler, gelenler.. öğrenciler, işçiler, memurlar, işsizler.. simitçiler, çöp toplayanlar, dilenciler, köşede bekleyen işsizler, dilenciler.. Osman Ağa Cami önünde emekli yaşlılar.. gelen gidene, genç kızlara bakıyorlar.. geçmiş zamanlara yanıyorlar.

Haydarpaşa Garı’nı görüyorum uzaktan. Bulutlar kalabalık halde şehrin üzerine çökmüş, tatlı bir çöküş bu.. Belki yerleşme, gelip gitme.. Dağılıyor, yükseliyor, martılar ilerliyor, kanat çırpıyor.. Deniz sakin ve mavi.. Deniz kenarında oturmuş gençler kendi aralarında sohbet ediyor. Büfenin bahçesinde çay içen, sohbet eden, çevrelerini izleyen insanlar.. Beyaz vapurlar geliyor gidiyor. Yine beyaz takalar, çarçabuk yanaşıyor, yolcu indiriyor. Bir derme çatmalık egemen her yere.. Bakımsızlık insanların yüzleri, gözleri ve tavırlarında.. Aç, susuz ve bıkmış gibi bakıyorlar.. Renkler solgun. Belki Ekim ayı olduğu, rüzgarlar fazlalaştığı ve kışa doğru hızla koştuğu içindir şehir. Bunlar da şehrin insanı.. Onları uzaktan izlemek mutlu ediyor beni..

Yürüyorum. Daha yakından bakıyorum insanlara.. Oturmuş banka konuşan kızlar.. Yanda yeni iskele binası. Belediyenin büfeleri, kitapçısı.. İstanbul’la ilgili sayısız kitap var. Üst katta bir de hem kitapçı hem kafe.. İnsan dolu.. Girenler çıkanlar. Kitaplara bakanlar.. Uygun fiyat olduğu için gençler sıraya dizilmişler.. Kitapların sayfalarını çeviriyorlar..

Haldun Taner tarihi binası restorasyona alınmış. Çepeçevre kuşatılmış, yenileniyor. Daha modern bir binaya dönüştürecek ve çok güzel olacak, diyorlar. Bulutlar alçalmış da alçalmış.. Her tipten insan meydanı doldurup doldurup boşaltıyor. Ortada simitçiler, kenarda ayakkabı boyacıların derme çatma sandıkları, büfeler.. ilerde ortada gazete bayileri.. Meydana döşenmiş taşlar tam düzenli değil, bazıları yamuk yumuk.. İlerde İş Bankası’nın dev binası.. Motorlar burada da var.. Motorlar artık her yerde…

Geçiyorum, sonunda vapura biniyor karşıya, Karaköy’e geçiyorum. Amacım ordaki, karşıyı, Yenicami’yi gören iskelenin üst katına, kitap-kafe katına çıkarak, manzaraya bakıp güzel bir çay içmek, sevdiğim kitaplara bakmak. Gerçek yazarların kitaplarıyla tanışmak ve güzel, anlamlı kitaplar okumak..

Köprünün bir başında durdum, karşıya, Yeni Cami’ye doğru bakıyorum. Koca koca bulutlar toplanmış eski İstanbul üstüne. Bu köprüden az mı sanatçı, yazar, edebiyatçı geçti gitti. Şimdi balık tutanlar tutmuş korkuluklarını köprünün ve Haliç’ten nafakalarını çıkarmaya ve dinlenerek, eğlenmeye çalışıyorlar. Bazı araçlar da köprüye park etmişler.. Çoğu Arap, turistler bol fotoğraf çekiyor, neşeli çevrelerine bakıyorlar..

Galata Kulesi eski binaların üstünden sıyrılıyor ve bütün Haliç’e egemen bakıyor tepelerden. Eski binalar meydana kadar taşıyor. Bir zamanlar buralarda tramvaylar işlerdi.. sonraki zamanlarda klasik otomobiller arzı endam etti köprünün üstünde, çıkışlarında. Şimdi zaman değişti ve mekanlar da kayboldu gitti…

Yürüdüm ve bir otobüse binerek Beşiktaş’a doğru yoğun trafik altında adım adım yollanmaya başladım. Gidemeyen bir otobüs. Bekliyor.. Sonra biraz biraz, kaplumbağa hızıyla ilerlemeye çalışıyoruz. Beşiktaş elbet başka özellikleri olan bir semt. Bir Boğaz semti. Havası, suyu, bulutları ve tarihi başka. En başta Barbaros Heyrettin Paşa’nın hem türbesi var, hem de Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu birlikte Paşa’nın heykelini yapmışlar.

Hava kararmaya başlamıştı. Kestanecinin duman tüten tezgahı cazip hale gelmişti ve resimsel bir görüntü oluşturuyordu akşamın serinliğinde. Hareket halinde bir kaldırımın tam ortasında kestane kebap satılıyor.

Yol uzuyor, bulutlar toplanmış toplanmış.. Yağmuru bekliyor şehir belli ki.. Yağmur gelecek. Yağmura yakalanmadan karşıya geçmek istiyorum…

Bir Cevap Yazın