Kurbağalıdere’de

Azra Kurtköy

Kurbağalıdere’deyim. Dereye bakıyorum. Bir zamanların kurbağaların yüzdüğü ve yaşadığı dere, şimdilerde sessizliğe gömülmüş.. kayık, yelkenli, motorlarla istila edilmiş vaziyette.. Bakıyorum ufku emmiş ve yok etmiş dere. Kenar yolları genişletilmiş, düzenlenmiş, ağaçlar gölgelerini koyu koyu derenin sakin sularına uzatmış.

Derenin kenarında duruyorum, martıların uçuşlarına, gidip gelen genç insanlara bakıyorum. Bulutlar toplanıyor. Sadece bulutlar yok. Eski köşkler var. Yeni binalar var. Yollar var. Özellikle bisiklet yolları, farklı ağaçlar, irili ufaklı binalar var.. Martılar, kargalar, serçeler.. Sukuturlarla hava atan gençler birbirleriyle yarışıyorlar.

Öyle bakıyorum dereye.. Durgun ve koyu dere. Bir zamanlar daha renkli, daha yeşil ve temiz olan dere, şimdilerde koyu ve kirli bir görünüme sahip. Kenarında gidip gelen insanlar derenin ne kadar farkında. Derenin resimlerine ne kadar sahip bilmiyorum. Birçok ressam birçok resim yapmış dere kenarında. Çok güzel tablolar çıkmış ortaya. Kurbağalıdere denince aklıma hep tablolar geliyor, fotoğraflardan ziyade tablolar..

Yoğurtçu Parkı’nın içindeki belediyenin kafesine gidiyorum. Tek tük oturanlar var masalarda. Konuşanlar, düşünenler, gazete okuyanlar, çocuklarıyla birlikte oynayanlar.. parkta koşanlar, kişiliksiz banklara oturmuş kafayı çekenler, sigara dumanını gökyüzüne üfleyenler.. konuşanlar ve durmadan konuşanlar..

Ne çok konuşuyor bu insanlar, diyorum içimden. Sonra hep boş konuşuyorlar, diyorum. Dertleri tasaları kesafetleri hep yeme içme, giyme, gezme tozma üzerine.. Başka bir şeyden de anlamıyorlar. Dedikodu kültürüne yaslanarak kurguladıkları, dahası kurgulanmış hayata uydukları bu tek düze yaşamda, bunların içinde yaşamak, bunlarla birlikte var olmak insana doğrusu acı da veriyor..

Oturuyorum. Bir gazete alayım içerden, diyorum ve kafenin kapalı alanına gidip Kadıköy Gazetesi alıyorum. Kadıköy’le ilgili haberlere, reklamlara bakıyorum. Türlü haberler var, Kadıköy’de yaşananlar, yaşayanlarla ilgili haberler. Kadıköy’deki mekanlar, işletmeler, insanlar.. Gazetede en ilgimi çeken haber; Haydarpaşa Garı kazılarında çıkan eserler ve tarihi yapılar.. Helenistik döneme ait bir mezar bulunduğunu, yazıyor gazete.. Keza, Osmanlı döneminden kalma bir çeşme bulunmuş, sonra Bizans dönemine ait bir ayazma ve İkinci Dünya Savaşı zamanında kurulan bir sığınak da yapılan kazılar sonucunda gün ışığına kavuşturulmuş durumda.. Gazeteyi okuyunca, bana en ilginç gelen şeylerin başında bu haber geliyor..

Biraz daha oturayım, kalkarım, diyorum. Keşki yanımda bir kitap olsaydı, okurdum, diyorum. İnsanlara bakmak, onlar hakkında düşünmek, çocuklara, köpek gezdirenlere, masum, akıllı kedilere bakmak, kitap okumaktan daha iyi geliyor bana. Eve erken gidince ne olacak, diyorum içimden.. Bulaşıkları yıka, evi temizle.. Annemin dırdırlarını dinle.. Yaşlandıkça kadın temizlik hastası oluyor. Düzen hastası oluyor. Ben biraz savruk bir insanım, düzensizlikten hoşlanıyor, orada bir özgürlük görüyorum.

Dere Kalamış körfezine, oradan Fenerbahçe Yat Limanı’nın oralara, hatta Fenerbahçe burnuna kadar uzanıyor. Gökyüzünde süzülen martılar mutluluk saçıyor.. Kargalar neşe içinde oradan oraya sıçrıyor, kediler bilgece çevreyi gözlemliyorlar. Dere, sakin, huzur içinde, kendine bakanlara da bu huzuru yansıtıyor…

Bir Cevap Yazın