“Antika” Sanat Fuarı’nı gezerken…

Ümit Gezgin

Sanat Eleştirmeni

Kızgın güneşin gökyüzünü parçaladığı 4 Kasım günü, bu “Antika” Sanat Fuarı’na Sanat Eleştirmeni olarak gitmeye karar verdim. Görmek, eş-dostla konuşmak, öğrencilerimle söyleşmek istiyordum.

Gülseren Südor ve Kızıltoprak Sanat Galerisi sahibi Tülay Hanım

Kalabalık Kadıköy’den, Kalabalık Beşiktaş’a indim. Akaretlerin çift sıra tarihi binalarının arasından giderken, eski Tatbiki, yeni Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Konservatuarı’na hüzünle baktım.. Kimliği, tarihi değiştirilen binalardandı bu da.. Hafızamız bir türlü niye yerine gelmiyor? Böylece ortaya çıkıyordu.

Teoman Südor, Galeri Diani’de

Akaretlerden yürürken tam köşedeki tarihi binanın da yine resim atölyesi, giderek Tatbiki’nin desen atölyesi olarak kullanılan bina olduğunu bilmek.. şimdilerde bir ticarethaneye dönüştürülmüş bulunması da yine hafıza ve tarih, giderek bellek kayıplarımıza çok güzel ve ama acı örnekler olarak yansıyordu…

Dalvador Sali ve Saim Kaya ile

Maçka’ya çıkıp, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’na (ne saray ya..?) alışkanlık icabı yönelince hiçbir yerde ne ilan, ne afiş, ne yönlendirme olmadığına şaşırdım desem yalan olur.. Sadece bu fuarla ilgili olarak değil, en çağdaş fuarımız için de yönlendirmeler, reklamlar yoktu.. Köfteciye, kestaneciye, şuna buna sorarak yol, yer, fuar, sanat arayan insanlara bol keseden rastlamıştım…

Ahmet Özel, Emekli Büyükelçi Ahmet Necati Bigalı ile

Hadi biz İstanbul’u köşe bucak biliyor, herkesin de bildiğini sanıyoruz ama, iş öyle değil.. Bilmeyenler çoğunlukta ve onlar için bu yol gösterici tabela, reklam afişleri, çizelgeler, flamalar filen çok önemli.. Daha bu yönüyle bile fuarın ne kadar “antika” olabileceği ortaya çıkıyordu.

Ahmet Özel ile

Her neyse sonunda fuarın kapısına geldim. Koskoca bir at heykeli vardı kapının yanında. Süleyman Saim Tekcan’ın anıt at heykeli niye kapı yanına konmuş, diye düşündüm.. ve, bir anlam veremedim. İçeriye girdim, ilk önce salonu boş olarak algıladım. Büyük boyutlu eserler yoktu, küçük küçük tablolar, sağda solda duvarlara çubukla tutturulmuş, çirkin bir görünüm almıştı. Bu mobil duvarları koruma adına yapıldığını daha sonra öğrenerek şok geçirecektim. Eser değil, duvar önemliydi demek ki..

Prof. İsmail Avcı ve Ahmet Necati Bigalı

Hemen sağda Kızıltoprak Galerisi vardı ve Antika Fuarı’na Muhsin Kut’la katılıyordu. Kut, her türlü övgüyü ve sergilemeyi hak etmiş bir sanatçıydı bana göre. Baş köşeyi alması da normaldi. Tülay Hanım’ı, değerli ressam Gülseren Südor’la sohbet ederken yakaladım. Herhalde dedim, sanat üzerine konuşma yapıyorlardı. Birlikte bir fotoğraflarını çektim. Pandemi üzerine konuşuyorlardı. Konuşmalara katıldım. Resimlere de dikkatlice baktım. Birbirinden özgün, kalıcı ve gerçek sanat eseri işte, dedirtecek resimlerdi. Üzgün, durgun, hayatı mekan olarak dondurmuş resimler; bir üslubun, bir yaratıcılığın eseriydi her biri…

Mustafa Albayrak standında

Südor’ların sergisi Diani Galeri’deydi.. Teoman hoca, sandalyesinde oturuyordu. Bir fotoğrafını çektim. Hocam maşallahınız var, dedim. Aman, dedim, pandemiye her şeye rağmen dikkat etmek lazım.. Dikkat ediyoruz Ümit, dedi.. Dört tane aşı oldum ben.. Buna rağmen dikkat ediyorum. Ama buraya gezmeye gelenler, maskeye, şuna buna dikkat etmiyorlar, dedi.. Haklıydı hoca.. Sorumsuz, hatta aşıya karşı çıkan insanlar bile vardı ve bunlar, her gün açıklanan ölüm ve pozitif hasta sayısına rağmen, umursamaz davranıyorlardı..

Pandeminin hala gölgesinde gerçekleşen bu ve benzeri fuarlar, belki pandemi şokuyla, dengesi bozulmuş durumda.. Üst kat pandemi koşullarına riayet eder vaziyetteydi.. Daha nefes alır ortam, daha geniş alanlar, doğal olarak insanlar da, aşağı katın hercümerci düşünüldüğünde daha dikkatliydi…

ÜST KAT DÜZENLİ ALT KAT ÇARŞAMBA PAZARI

Üst kat, sessiz, sakin ve dingin bir ortamı barındırmasının yanında, zengin, paralı galeriler yukarda.. Aşağıdakilerin daha düdük gibi mekanlara hapsolduğu, antikacıların baskısı altında kıvrım kıvrım kıvrandığı düşünülürse, bu fuardaki sınıfsal çelişki de ortaya pek güzel çıkıyor..

Parası olan ferah ferah üstte yayılmış, işlerin kalitesi bu ferahlığa uygun olmasa, daha çok antikalaşmış işlerin çoğunlukta olduğu lebi derya mekanlar olsa da, bodrum kat düzenlemesi düşünüldüğünde yine de avantajlıydı…

Hakan Esmer standında

Eski galerici Saim Kaya’yı gördüm. Kızı Hukuk Fakültesi’ni kazanınca, geçici olarak Bakırköy’deki galerisini kapatarak Bursa’ya yerleşmiş, ama sanat ortamından ve sanatçılardan kopmamayı da bir ilke edinmişti. Onun sanat sevgisini ve bilgisini de her zaman için takdir etmişimdir. Onun gibi insanlar, sanat için bir kazanç olmuştur her zaman için..

Birlikte koltuğa yayılmış Salih Turan, nam-i diğer. Dalvador Sali’yi gördük. Savruk ve dağınık resimleri gibi, kendisi de koyvermişti.. Elbet özgün ve güçlü bir resim diline sahip olduğunu, buna rağmen söylemek gerekmektedir. Aslında, böyle antikacıların baskın olduğu bir fuarda, gerçek sanat eserlerinin değil, daha zanaat ürünü çalışmaların olması gerekir.. Fuar buna uygun bir karar vermiş olacak ki.. incik boncuk kabilinden ürünler ziyadesiyle fazlaydı. Gerçek sanatçılar ve eserler yok denecek kadar azdı.

İMOGA’da, Süleyman Saim Tekcan ile

Alt kat keşmekeşinde, dünya çapında bir resim diline sahip Şeref Bigalı’nın eserleri vardı. Küçük bir mekan verilmişti ona. Aslında daha görünür bir üst yerde standı olması gerekiyordu. Ama sanat eseri kavramını antikacılar belirlediği, onlar için de egzantrik ve pahalı eşyalar söz konusu olduğundan, her taraf dekorasyona ve egzantrik nesnelere uygun resimlerle doluydu. Az biraz da heykelsi şeyler vardı…

Alt bodrum katından aslında bahsetmek istemezdim. Düzensizlik, başıbozukluk, sıkışıklık had safhadaydı.. Bu pandemi zamanlarında alt kat tam bir felaketti. Galeriler ve sanatçılar buna nasıl razı olmuşlardı anlamak mümkün değildi..

Güngör Güner hoca ile

Ressam Ahmet Özel’le de konuştum. Birlikte, hem Şeref Bigalı’nın oğlu emekli büyükelçi Ahmet Necati Bigalı ile, hem de değerli akademisyen, ressam ve eğitimci Prof. İsmail Avcı hocamızla fotoğraf çektirmiştik.

Yine Ahmet’le sanatı hakkında da konuşmuştuk. İki büyük, yeni resmi vardı duvarlarda. Ama galerilerin isimleri belli belirsiz olduğu, dahası bir kağıt parçasıyla dalgalanmaya bırakıldığı için, yok olup gitmişti. Galeri isimlerini bilmenin imkanı yoktu. Adeta resimler gelişigüzel duvarlara asılmıştı. Bazıları o kadar dipdibe asılmıştı ki, tek tek görebilmenin imkan ihtimali yoktu.

Lambalar eserleri aydınlatmaktan uzaktı. Yetersiz bir aydınlatma söz konusuydu. Bazı eserleri ayan beyan görmek bu yüzden zordu.. Çoğu eser karanlığa terkedilmişti…

Anlatılacak çok şey var ama, bir “antika” sanat fuarı için bunlar yeterli sanırım…

Bir Cevap Yazın