Bu Ne Biçim Fuar?

Arda Durukan

Kalabalık zamanlarda, trafiğin tamamen felç olduğu, vapurların ağır aksak ve korku dolu sisin içinde yüzdüğü zamanlarda fuara ulaşmanın ne kadar güç olduğunu anlatmak zordu.

Fuarın kapısına gelince dev bir biblo heykelle karşılaştım. Bunu niye kapı kenarına koymuşlar, diye düşündüm.. Yeleleri kıvrım kıvrım, abartılı, hemen yanına motorsikletler park edilmiş, insanlar yanında, kaidesine oturarak sigara içiyor, sohbet ediyorlar. Heykelden ziyade, büyütülmüş veya şişirilmiş bir biblo balon gibi duruyor heykel.. Düşündüm parlatılmış fiberglas mı bu acaba.. diye.. Kimin olduğunu da anlamadım.. Plastik sanatlardan fazla anlamam, sonuçta ben edebiyatçıyım.. Edebi bir gözle bakıldığında da şıkır şıkır bir şey.. Tamam tamamen yabancısı değilim plastik sanatların, heykelin ve resmin ama, bu heykelden ziyade biblo.. Evet biblo bu.. Abartılı, şişirilmiş bir balona da benziyor.. Neyse içeri gireyim.. dedim..

Kapıda hes kodundan sonra ikinci bir denetleme, sorgulama geçirdim ve para almaları için yönlendirildim.. Yazarım, falan dedim, ama ciddiye alan olmadı.. Edebiyat dergilerinde edebi yazılar, eleştiriler yazdığım için mi acaba beni ciddiye almadılar anlamadım.. Bir de edebiyatla, kitapla ilgili fuarlar, etkinlikler olduğu zaman, bizler para almıyoruz da.. bunlar herkesi soyuyorlar.. Onu anlamadım.. Zenginlerin gelmesini istiyorlar herhalde, diye düşündüm içimden.. Anlaşılır şey değildi.. Şıkır şıkır ışıklar yanıyor, yerde halılar serili duruyor, beyaz, siyah ve griye boyalı stant duvarlarında ışıklandırılmış bir sürü resim adı verilen çalışmalar var..

Her neyse sonunda girdim içeri.. Büyük bir salon, kimse yok gibi.. Stantlarda masalar masaların başında birtakım insanlar küs küs oturuyorlar yüzlerinde maskeler.. Madem bu kadar tedirginler, niye böyle kapalı mekanlarda düzenlenen fuarlara katılıyorlar, diye geçirdim içimden.. Gezen yok gibiydi.. Oturanlar da herhalde ya sanatçıydı, ya asistan, ya da galerici.. Bunlar birbirlerine gidip gidip geliyor.. böylece belli bir kalabalık yaratıyorlardı.

Işıklar ışıklar ışıklar.. Ne de fazla ışık vardı ve insanın gözünü alıyordu. Masalarda birtakım kalın ansiklopediler vardı.. Sonra bunların sanatçılar hakkında yazılar kitaplar olduğunu görecektim.. Şişirmişler de şişirmişler.. İşin tuhaf tarafı bunları ne alan vardı ne de bakan.. Zaten bunların okunabilmesine de imkan ihtimal yoktu ki.. Fiyatını sordum, uçup gitmişler.. Üç yüze, dört yüze bu ansiklopedik kitapları kim alıyor, diye düşündüm.. Sonra resim olarak kabul edilen duvardaki renkli bulamaçlara bakınca.. Şaşırdım kaldım…

Bu fiyatları kim veriyor, diye kara kara düşünmeye başladım.. Bir grup mutlu azınlık herhalde, dedim.. Vatandaş ekmek almaya para bulamazken.. Bazıları antikalara ve renkli renkli tuval resimlerine, biblo heykellere tonla para harcıyordu.. Bu da ülkemizdeki sınıfsal gerçeklik ve çelişkiyi çok güzel ortaya koyuyordu.

Girişte bu kadar para istemelerinin, her şeyin ateş pahası olması ve sanat denilen bu şeylerin ev, araba fiyatına satılığa çıkarılmış olması da gösteriyor ki.. Türkiye’de çok zengin var.. Parasının haddini hesabını bilmeyenler var..

Resimlere, heykel, seramik.. ve, anlayamadığım birtakım nesnelere ve bunların fiyatlarına bakınca.. doğrusu korka korka dolaşmaya başladım.. Aman başlarına bir şey gelmesin diye bu şeylerin de.. azami dikkat göstermeye, çalışmalara fazla yaklaşmamaya çalıştım..

Anladığım anlamadığım resimlerin, heykel veya seramiklerin bile fiyatları alıp gitmişti.. Fiyatları nasıl belirlemişlerdi, kim belirlemişti.. Sanatçının insiyatifi ne kadardı doğrusu ben de merak ediyordum..

Sonra fiyatların yüksek olması demek, sanat eserinin değerini de gösteren bir şey mi.. Doğrusu onu da merak ediyordum.. Ülkedeki çelişkiyi ortaya koyması, havadan başka bir şey taşımaması, sosyete veya sosyetik görünümün yansıması gibi bir yerdi burası.. İyi ki gelmişim.. Edebiyat dünyası içinde bunları görmüyoruz.. Bizler daha mütevazi insanlarız.. Bir kitabın fiyatı nedir ki.. Ama bunların kitapları bile aşırı pahalı.. Sonra o tuğla gibi, birinci hamura basılı, devasa kitapları kim okuyor?.. Okumak mümkün değil.. Şöyle bir bakayım, dedim.. Okuduklarımdan da bir şey anlamadım.. Bu kitapları yazanlar nasıl bir dil ve üslup kullanıyorlar.. Kim bunlar?.. Niye anlaşılmaz şeyler yazıyorlar, onu da anlamak mümkün değil.. Bunlar herhalde uzayda yaşıyorlar.. Başka dünyaların insanları bunlar, diyorum içimden…

Hava ve boşluk.. Poz ve hiçlik.. Doğru düzgün bir şey hissedemedim.. Samimiyet ve içtenlik yoktu.. Bir gaz, bir hava, neonların içinde kaybolup gitmiş insan silüetleri…

Kendimi zor attım dışarı.. Derin derin nefes aldım… Oh be! Dünya varmış!…

Bir Cevap Yazın