Arthur C. Danto’nun “Sanatın Sonundan Sonra” kitabında, ‘Modern’ kavramı üzerine…

Doç. Dr. Ümit Gezgin

Sanat eleştirmeni ve filozof Arthur C. Danto, altmışlı yıllarda ‘sanatın bittiği’nden bahsediyordu. O günden beri sanatın doğasına yönelik eleştiriler yine Danto’dan gelmişti.

Sanatın gerçekliğin giderek daha yetkin temsili haline geleceği inancına dayanan mimetik gelenekten, sanatın sanatçının felsefesiyle belirlendiğine inanan modern manifestolar çağına, oradan da her şeyin meşru olduğu tarih-sonrası döneme uzanan sanat tarihinin izini süren Danto, Batı sanatının Hegelci anlamda sona erdiğini savunuyor. Yeni tanımlar, kavramlar ve iddialar geliştirip ileri sürüyor.

Danto, yaşayan ve sanat üzerine özgün düşünceler geliştiren bir sanat düşünürü olarak karşımıza çıkıyor. Şöyle diyor kitabında; “Benim alanımda, yani felsefede, tarihsel bölümlenmeler kabaca şöyleydi: antik, ortaçağ ve modern. Genel olarak, ‘modern’ felsefenin Rene Descartes ile başladığı ve modern felsefeyi farklı kılanın da Descartes’ın özel içe dönüş manevrası olduğu düşünülüyordu: ‘Düşünüyorum’ a o ünlü dönüş. Burada soru, bir şeyin gerçekte nasıl olduğundan çok, zihni belirli bir biçimde yapılandırılmış birinin, şeylerin oluşu hakkında ne şekilde düşünmeye mecbur kaldığıydı.”

Bir kitap elbet özgün düşünceleri de barındırarak kendini çoğaltır. Yazar, anlatımı kurarken, her zaman zengin içerikler oluşturmak ve yeni fikirler ortaya koymak ister. Danto’da da bunlar var. Yeni iddialar, ancak yeni fikirlerle söz konusu olabilir. Yeni fikirler de ancak uçuk kaçık fikirler olmadığı sürece anlam kazanır ve kalıcı olur.

Sanatta modernizm kavramına özgün açılımlar getirirken şunları söylüyor yazar; “…Sanatta modernizm, öncesinde ressamların insanları, manzaraları ve tarihsel olayları aynı bunların göze görüneceği gibi resmederek, dünyayı onun kendini sunduğu biçimde temsil etmeye giriştiği bir noktaya işaret eder. Modernizmle birlikte temsilin koşulları merkeze oturur; böylece sanat da bir anlamda kendi kendinin süjesi haline gelir. Clement Greenberg 1960 tarihli ‘Modernist Resim’ adlı ünlü makalesinde durumu neredeyse aynen bu şekilde tarif ediyordu. ‘Modernizmin özü’ diyordu Greenberg, ‘bana kalırsa, bir disipline özgü yöntemlerin tam da disiplini eleştirmek için kullanılmasında yatıyor; disiplinin altını oymak için değil, yetkinlik alanındaki yerini daha da sağlamlaştırmak için.’

Greenberg’in, modernist düşüncesinin modeli olarak felsefeci Immanuel Kant’ı seçmesi de ilginçtir: ‘Eleştirinin bizatihi araçlarını ilk eleştiren Kant olduğu için, onu ilk gerçek modernist olarak tahayyül ediyorum.’ Kant felsefenin bilgimize katkıda bulunmaktan çok bilginin nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt verdiğini düşünüyordu. Kanımca resimde buna paralel bir anlayış, şeylerin görünüşlerini temsil etmekten çok resmin nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt vermek olacaktı…”

Kısacası Danto, modernist felsefeye olduğu kadar, resme de yetkin açıklamalar ve yorumlar getiriyor. Elbet kitabı okuyunca bunun tarihsel köklerini de öğrenmiş oluyorsunuz…

Bir Cevap Yazın