“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nden yola çıkarak…

Ümit Gezgin

Edebiyatın plastik sanatlardan farklı bir işlevi vardır. Kitlelerle daha kolay buluşur. Hem ucuzdur, kitaplar, hem de kültürlenmenin, insan olmanın önemli uğraşlarından biridir. Zaten plastik sanatların, özellikle resim ve heykelin algılanma derinliği, kitabın, yani edebiyatın yaygınlığıyla da ilgilidir.

Bizde kitap okuma alışkanlığıyla, edebiyata ilgi olabildiğince az olduğu içindir ki, plastik sanatlar da kör topal ilerlemektedir. Oysa edebiyat ve özellikle onun roman kolu, toplumun aydınlanması ve sanatın gelişmesi için çok önemlidir. Okuma oranlarının binde bir olduğu bir toplumda da bunun olabilmesine pek imkan görünmemektedir.

Buna rağmen, “Saatleri Ayarlama Enstütüsü”nün ve elbet edebiyatın ve romanın algılanma ve gelişme seyrine iyi dikkat etmek gerekmekte, eğitim müfredatı içinde, özellikle edebiyatın ezberci değil, öğretici ve sevdirici boyutta ele alınması gerekmektedir.

Romanın tarihi, bir çok sanat alanın tarihinin olduğu gibi, Tanzimat dönemine kadar uzandığını biliyoruz. Yusuf Kamil Paşa’, Fransız yazar Fenelon’un ‘Telemak’ romanını çevirmesiyle, roman da ülkemize giriş yapmıştır.

İlk Türk romanına gelecek olursak; Şemseddin Sami’nin, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat da, ilk Türk romanı olarak arzı endam eder edebiyat dünyasına.. İlk dönem iddialı romanlara da gelirsek; Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası (1896), Namık Kemal’in, İntibah’ı (1878); Ahmet Mithat Efendi’nin, Felatun Bey’le Rakım Efendi’si (1875).

Cumhuriyet döneminde ise Kurtuluş Savaşı’nı konu alan romanlar birinci planda öne çıkar, daha sonra ‘Köy Romanı’ peydah olur. 1960’larda ise sol eğilimlerin artmasıyla, toplumcu romanlar yazılmaya başlanır.

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

Saatleri Ayarlama Enstütüsü de 1961’de yayınlandığına göre, demek ki elliler Türkiye’sinde geçer. Ahmet Hamdi Tanpınar da o zamanların sorunlarını dile getirir. Merkezine medeniyet, kültür, kültür çatışmalarını koyar.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü neyi anlatır, dersek; iki uygarlık arasında bocalayan Türkiye toplumunun hali pür melalini anlatır, diyebiliriz. Bunu yaparken de insanlar üzerinden ilerler. Kişilikler ve yaptıkları, yapmayı düşündükleri şeyler, onun edebi ve ironik kalemi içinde dile getirir.

“Beni tanıyanlar, öyle okuma yazma işleriyle büyük bir ilgim olmadığını bilirler.” diyerek romana giriş yapar Tanpınar. Bu da aynı zamanda Türk toplumunun okumayla yazmayla geçmişte de, bugün de bir alakasının olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bir roman zaten uzun sayfalar boyunca anlatmak üzerine kuruludur. Doğal olarak da bir çok gerçekliği içerir ve farklı alanlara da farklı gönderimlerde bulunur. Tanpınar gibi çok boyutlu bir sanatçı da, doğal olarak metinlerini çok katmanlı olarak kurgulamaktadır. Her anlatısında farklı anlamlar ve katmanlar gizlidir; bunların temeli de uygarlık açmazı kavramına dayanmaktadır.

Sonuç olarak Saatleri Ayarlama Enstitüsü metaforlarla gelişen, uygarlık krizini insan merkezli anlatı ve yorumlarla zenginleştiren önemli kitaplardan biridir. Doğal olarak bu kitap Türk edebiyatında da önemli bir yere sahip olarak görülmektedir.

Bir Cevap Yazın