Arabalar Vızır Vızır Geçiyor…

Rıdvan Kutlu

Vızır vızır arabalar geçiyor. Korkutuyor bu arabalar beni. Sanki bir anda ortaya çıkacaklar, farlarını üstüme üstüme dikecekler ve beni ezip geçecekler gibi geliyor. Zaman zaman korkuyorum. Özellikle yola çıktığım, kaldırıma adımımı attığım, yeşil ışıkta bile karşıdan karşıya geçerken, ışıklara dikkat etmeyen bir sürücünün hızla bedenimi parçalarcasına çarpacağı endişesini yaşıyorum. Çoğu zaman karabasan gibi üzerime çöküyor bu düşünce ve adımlarımı etkiliyor, birbirine dolaştırıyor ve dışarıyı, kenti, kaldırımı ve sokağı benim için yaşanılmaz kılıyor..

Gazete haberlerinde her gün başka bir trafik kazasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Geçenlerde yine okuduğum bir habere göre, bir bayana çarpan otomobil kızın ölümüne sebep olmuştu. Otomobil sürücüsü de genç bir erkekti. Hemen her gün kazalar oluyordu ülkemizde. Nice insan yaralanıyor, ölüyor, sakat kalıyordu. Belki yıllarca yataklarda yatıyordu.

Arabaların vızır vızır geçtiği bu günde, sabahın erken saatinde daha kahvaltı yapmadan sokağa fırladım. Yazar olmak istiyordum. Bir kolejde resim öğretmenliği yapıyordum. Artık ismi de değişmişti. Görsel Sanatlar Eğitimi, deniliyordu adına. Burada hem resim, hem plastik sanatlar eğitimi veriyorduk. Çocuklar masumdu. Öğrenime açtı. Resim adına bir şeyler öğrenmekten çok memnundular. Sabahın erken saatlerinde yollara çıktım, okula zamanında yetişeyim, diye.. Yollar kalabalıktı.. Korkuyordum arabalardan, kaldırımları işgal eden motorlardan.. Zaten bozuk, su dolu kaldırımlardan, bozuk ve pis sularla dolu asfalt araba yollarından korkuyordum. Bunun için temkinli bir hızla yürüyordum. Aklımda okulu kırmak vardı, ama sözleşmeli öğretmen olduğum için okula gitmek zorundaydım. Yoksa okuldan kovulmak işten bile değildi. Hemen şikayet ediyorlar ve soruşturma açılıyordu. Bu yüzden, daha kahvaltı yapmadan paldır küldür yollara çıkmıştım..

Pis bir hava vardı. Ağaçların gövdelerini, yeşil yapraklarını, gökyüzünün griliğinden göremiyordum. İnsanların yüzlerini de göremiyordum. Renkler solgundu, bu yüzden kış ve sonbahar aylarını pek sevmiyordum. İlkbahar ve yaz ayları benim favorimdi. Sıcak, samimi, içten renkler.. Gökyüzünün maviliği, denizlerin güzelliği, sıcaklığı ağaçların ve renkleri çiçeklerin.. Seviyordum yaz mevsimini. Kışın dışarı çıkmak da istemiyordum doğrusu, ama yapacak pek bir şeyim yoktu.

Hızlı hızlı otobüs durağına doğru ilerledim. Kalabalıktı, daha çok kızlar vardı. Okula giden kızlar. Maganda görünümlü, kapıcı kılıklı insanlar da vardı. Farlarını yakıp durağın önünde öküzlemesine duran sarı minibüsler vardı. Otobüsler hönkürerek durak önünde peydah oluyor, sarı taksiler ise insanlara pek yüz vermiyorlardı. Nedense bütün taksiler dolu geçiyordu..

Durakta bekliyordum. Yürümeye karar verdim. Dükkanlara, yeni yapılan apartmanlara, banklara ve insanlara bakıyordum. Kargalara, martılara ve toplanmış yoğun gri bulutlara bakıyordum. Trafiğin yoğunluğu gittikçe artıyordu. Durağa gelen insanlar da durmadan kalabalıklaşıyordu. O ara yağmur başladı, yoğunlaştı, bir kaçışmadır başladı.. Arabalar vızır vızır geçiyordu…

Bir Cevap Yazın