Sanat, Günlük Hayatın İçinde

Ümit Gezgin

Sanat günlük hayatın içinde devinip duruyor. İlgi gösterenler, onunla ilgilenenler için özellikle. Parklarda, bahçelerde, yolların kenarlarında türlü heykeller görüyorum. Fenerbahçe sapağına doğru kedi köpek heykelleri var.. Sevimli mi sevimli.. Sanki bir aile gibi.. Köşede, ağaçların altında, simitçinin yanında, karşısında devasa yeni yapılan bir binanın tüm gürültüsü patırtısı içinde sakin ve münis.. öylece duruyor, gelen geçene bakıyor…

Daha çok çocuklar ilgi gösteriyor bu sevimli kedi köpek heykellerine.. Bir de bakıyorum yine kedi köpekler, zaman zaman yaklaşıyor, kokluyor bu tunçtan arkadaşlarını.. Hareketsizliklerine bir anlam veremeden, öylece bakakalıyorlar.. Sonra çekip gidiyorlar sessiz sedasız…

Sabahın kör karanlığında bazen yollara çıktığımda hep gözüm sağda solda böyle sevimli minik heykellere takılır. İddialı heykellerden ziyade, sevimli, içe işleyen ve insana yakın duran heykelleri çok daha fazla severim. Oturduğum kafelerden de hem uzakları, hem heykellere benzettiğim türlü ağaçları seyre dalar, eskizlerini resim kağıtlarına bir çırpıda çizerim. Sonra da yine, uygun bir mekan bulursam, her zaman yanımda taşıdığım suluboya setiyle boyarım. Bu boyama da, çizilen alanların boyanmasından ziyade, başlı başına, çizgi atraksiyonu gibi, serbest aktarım şeklinde olur yine…

Çoğu kere deniz kenarlarını ararım. Bazen Kalamış Parkı’nın oralardan, Kurbağalıdere kenarından, yelkenlilere, derenin durgun suyuna ve başı martılarla kalabalık yeşil, mavi görünümüne bakarak ilerler, köprünün üstüne çıkarak, oradan derin perspektife hayranlıkla bakar ve resimlerini çizerim. Meraklı bakışlar altında resim çizmek de doğrusu başka bir mutluluk verir bana ve bazen göz ucuyla bakanlara da takılarak, resim hakkında türlü anlatımlara girişirim.

Hayat monoton üst üsteliklerle doludur. Kimi yaşadığının bile farkında olmadan bir hayat sürdürür. Hayatın bilinci değil, nesnesi, eşyası konumunda bir hayattır ki bu, insanların çoğu bu konumdadır.. Düşünmezler, bilmezler ve hissetmezler.. Biyolojik robot olarak yaşamlarını sürdürürler…

Bu şubat ayı ortasında, güneş zaman zaman kendini gösterse bile, soğukların jilet gibi keskin olduğu günlerde yürümek çok hoşuma gider. Caddebostan sahilinde yürümek, belediyenin sahildeki kafesine kadar uzanmak ve orda bir çay içimi oturup, kitap okumak, yazı yazmak ve resimler çizmek.. benim için bir başka mutluluk kaynağıdır.

İnsanlar genelde hep günlük dertlerinden konuşuyorlar. Yine daha çok geçmişten, anılardan.. Gelecekten konuşan, hele uzak gelecekler hakkında plan, proje yapan, hayaller kuranlara pek rastlamıyorum. Nereye oturursam oturayım hep konuşmalar sıradan konular üzerine.. Sanat bile bu konuşmaların içinde yer almıyor. Oysa, yaygın olmasa bile zaman zaman gözlerimize takılan sevimli heykeller; çevreye, doğal olarak hayatımıza güzellik katıyor. Sanatın görünen çevrede bulunmasının ne kadar gerekli olduğunu anlamak lazım. Hayatı güzelleştiren, hayata anlam katan şeyler heykeller.. Sanatın yaşamın içinde olması şart bu yüzden…

Sıradan bir sokakta bile ne kadar çok şey var. En başta insanlar var. Her yaştan, her tür duyguyu taşıyan insanlar.. Okula giden çocuklar, bastonuyla hım hım yürüyen yaşlılar, hızlı hızlı yürüyen gençler, emin adımlarla bilgiç orta yaşlılar.. Her türden insan, bir sokağın yaşam alanını oluşturur.. ağaçlar, elektrik direkleri, telleri, reklam afişleri, çöp kutuları, kaldırım taşları, esnaf dükkanları.. onların önleri.. yine her türden sebze, meyve, eşyayla dolu.. Başka bir güzellik, başka bir yaşamsallıkla devinip duruyorlar. Durgun gibi görünen dünyaları içinde, bir hareketlilik, insanların kattığı bir yaşam ve süreklilik var.

Dışardayım, yürüyorum.. gökyüzüne baktığında, martıları, kargaları arıyor gözlerim.. yeryüzünde nasıl sevimli heykelleri, kedileri, köpekleri arıyorsa.. her başımı gökyüzüne çevirdiğimde de beyaz kanatlı martılar, kara ve sevimli akıllılıkta kargalar hemen ilişir gözüme.

Bir Cevap Yazın