Mekanlar ve Nesneler Arasında

Ümit Gezgin

Peyami Safa’nın ‘Fatih Harbiye’ romanını okuyorum. Romanının girişinde; ‘Neriman ve Şinasi, Darülelhan’dan beraber çıktılar, Vezneciler’e kadar beraber yürüdüler.’ diyor. Okuduğum kitaplardan biri, Fatih Harbiye. Peyami Safa’nın yanı sıra; Bekir Yıldız gibi, Refik Halid Karay, Pınar Kür gibi yazarları da okuyorum aynı anda..

Her birinde farklı değerler, anlatılar ve okumalar var. Her biri değişik konulara, insanların farklı cephelerine dokunuyorlar. Anlatıları farklı, zaman dilimleri de farklı.. Karay, ‘Kirpi’nin Dedikleri’ kitabında: “Divanyolu yine o günü çamurdan geçilir gibi değildi; arkadaşıma, kenarda müşteri bekleyen arabayı işaretle, binelim, dedim ve muvafakatinden emin, yürüyüverdim.”

Her yazarın bir dünyası var. O dünyadan sesleniyor. Gözlemler de o karakterin içinden ulaşıyor kelimelere, dahası kelimeler, o özgün hissedişlerin, bakışların yansıması gibi..

O bakış farkını, dışarı çıktığım zaman ben de hissediyorum. Her gerçek yazarın ve ressamın hayatı farklı algıladığını ve dönüştürdüğünü biliyorum. Kelimeler ve renklerle, biçimlerle yapıyorlar bunu..

Bugün Kurbağalıdere kenarında yürürken, dururken, çevreye, geçip giden genç yaşlı insanlara bakarken; mekan içindeki kararlı, salaş, bir yere hızlıca yönelmiş alışkanlıklarını gözlemlerlerken, onların birer robottan farksız olduklarını, düşündüm. Kararlı gibi görünen adımlar, hep alışkın oldukları yerlerde rahat yürümelerinin sonucuydu belki. Kurbağalıdere’nin kenarında, belediyenin yaptığı yeni geniş, yaya ve bisiklet yolu içinde, koşturan, yürüyen, bisiklet kullananlarla birlikte mekan, çevre bütünleşmişti adeta. Bulutlar seyrelmiş.. eskiden kalmış, restorasyona uğramış köşklerin gölgeleri terbiye edilip, uslandırılmış derenin sakin koyu yeşil sularına düşmüştü..

Orda durdum. Bir şeyler çizdim. Baktığım, gördüğüm şeyleri, gördüğüm gibi değil, düşündüğüm gibi çizmek adetimdi. Dahası artık öyle düşünüyordum. Fotoğraf makinesinin ötesine geçmek gerekiyordu. Sanat ötesine ulaşmakla ilgiliydi çünkü..

İlerde köşkleri görüyordum. Fi zamanından kalma köşkler ama, kime ait, kimler yaşamış, ölmüş, tam bilebilmenin de imkanı yok. İçinde, bir zamanlar var olan eşyalar duruyor mu, durmuyorsa, neredeler..

Uzanıyor dere, Kalamış’a doğru uzanıyor. Ağaçlar uzuyor, sarmaşık gülleri gibi birbirine dolanıyor. Parkta koşan gençler var, bir yaşlı bastonuyla ayağını sürüyor.. bıkmış, nefretle gözleri büyümüş.. mezara gibi gidiyor…

Tekneler tekneler.. birbirine benzedikleri için mi kimsenin umrunda değil.. Estetik ve özgün bir şey de yok doğrusu. Hep birbirine benzeyen motorlar, kotralar, deniz araçları, tekneler, takalar, mavnalar, yelkenliler, kayıklar, hız tekneleri…

Anlatının özgünlüğü önemli.. Gerçek kitap elbet edebi özgünlüğü olan kitaplar olarak karşımıza çıkıyor. Özgün edebiyat.. Romanda, öyküde.. şiirde.. resimde…

Sokağın kalabalığı içinde boş gözlerle, durmadan, insanlara, nesnelere, boşluğa, evlere, dükkan önünde oturanlara.. yere, göğe, kuşlara, bulutlara, anlamsız ve saçmaca bakıyorlardı. Birbirlerine baka baka büyüyorlardı belki de…

Onu ben, sokak aralarında da görüyor, anlıyorum. Olgunlaşma, büyüme ve değişme.. O sarı vosvageni görünce geçmişe gitti aklım. Geçmiş içinde vosvoslar daha çok görünüyordu caddelerde sokaklarda..

Resimlerimde de çizgi çizgi, gölge halinde insanları, belirsiz denizleri, dağları ve hareket halinde bulutları.. coşan, değişen, hareketli, küme küme olmuş bulutları boyuyorum, çiziyorum.. Her bir resim bir diğerinden farklı.. Vapur var illa her resimde, dalgaların üzerinde sekerek ilerliyor menzile doğru.. Sonra bir iki tane yelkenli gemi.. sahilde üç beş kişi ve önlerinde bir kedi, bazen bir köpek gidiyor..

En çok sevdiğim alanlar sahiller.. Tarihi yapıların kenarında uzanan sahiller.. Denizi mutlaka veya dereyi görmem lazım. Çizmek için, boyamak için görmem lazım.. Boyaları alıp, sürmeliyim yüzeye, çizmeliyim sonra üstünü bütün alanların…

Güneş İstanbul’un arka taraflarında.. Marmara’nın kıyıları kızıla boyanıyor.. bulutlar kırmızıya bürünüyor, batmakta olan güneşe bakıyor insanlar…

Bir Cevap Yazın